Niyetten uygulamaya: Küresel ivmeyi Türkiye'nin çocukları için yerel eyleme dönüştürmek
12 Haziran 2026
2022 yılında küresel toplum, acı bir gerçekle yüzleşmek üzere Güney Afrika'nın Durban kentinde bir araya geldi: On yıllar sonra ilk kez çocuk işçiliği yeniden artış gösteriyordu. 2020 verilerine göre dünyada 160 milyon çocuk işçi vardı. Bu durum, çocuk işçiliğiyle mücadelede onlarca yılda elde edilen kazanımların tersine döndüğünü ve çocukları sömürü ile yoksunluktan korumaya yönelik ortak taahhüdü tehdit ettiğini gösteriyordu.
Bu yılın başlarında ise aynı aktörler, yenilenen bir umutla Fas Krallığı'nın Marakeş kentinde yeniden bir araya geldi. En son küresel veriler, çocuk işçiliğinin 2024 yılında 138 milyonun altına gerilediğini ve çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinden biri olan tehlikeli işlerde çalışan çocuk sayısının 79 milyondan 54 milyona düştüğünü ortaya koydu.
Ancak kaydedilen ilerleme rehavete yol açmamalıdır. Milyonlarca çocuk hala çocuk işçiliğinin içinde sıkışıp kalmış durumdadır; bunların önemli bir bölümü sağlıklarını, güvenliklerini ve geleceklerini tehdit eden tehlikeli koşullarda çalışmaktadır. Mevcut çabalar önemli ölçüde hızlandırılmazsa, çocuk işçiliği önümüzdeki onlarca yıl boyunca milyonlarca çocuğun hayatını etkilemeye devam edecektir.
Mesaj açıktır: Çocuk işçiliği kaçınılmaz değildir. Siyasi kararlılık sürdürülebilir eylemlerle desteklendiğinde ilerleme mümkündür. Doğru politikalar ve etkili koordinasyon sonuç verir. Bu alanda neyin işe yaradığı bilinmektedir: Ücretsiz ve nitelikli eğitim, sosyal koruma, kırsal kalkınma ve herkes için insana yakışır iş.
Türkiye, hem elde edilen ilerleme hem de önümüzde duran çalışmalar açısından önemli bir örnek sunmaktadır.
Bu hafta Ankara'da, ILO, UNICEF ve FAO, Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü'nün himayesinde 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü kapsamında bir yuvarlak masa toplantısı düzenledi. Toplantı, Türkiye'de çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılmasına yönelik ilerlemeyi değerlendirmek ve çabaları hızlandıracak somut adımları belirlemek amacıyla kamu kurumlarının temsilcilerini, işçi ve işveren örgütlerini, BM kuruluşlarını ve kalkınma ortaklarını bir araya getirdi.
Katılımcılar, Türkiye'nin çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılmasına yönelik sağlam politika çerçeveleri geliştirme konusunda kaydettiği ilerlemeyi not ederek çabaların bütüncül ve koordineli eylemlerle sürdürülmesinin önemini vurguladı. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları kapsamındaki Alliance 8.7'nin Rehber Ülkelerinden biri olarak Türkiye’nin, çocuk işçiliğiyle mücadelede eylemleri hızlandıran ülkeler arasında önemli bir konuma yerleştiği vurgulandı.
Yapılan tartışmalar, eylem için net bir gündeme işaret etmektedir. Eğitim, sosyal koruma, işgücü piyasası ve çocuk koruma politikaları arasında daha güçlü bir uyum sağlamamız; insan haklarına yönelik durum tespiti mekanizmaları aracılığıyla ulusal ve küresel tedarik zincirlerinde hesap verebilirliği artırmamız; çocukların karşı karşıya kaldığı yeni dijital risklere karşı daha güçlü koruma mekanizmaları geliştirmemiz ve hükümetler, işverenler, işçiler, BM kuruluşları ve sivil toplum arasındaki ortaklıkları derinleştirmemiz gerekmektedir.
ILO'nun Türkiye'de mevsimlik tarımda çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmaları bize göstermektedir ki, son on yılda kamu kurumları, sosyal taraflar, özel sektör, sivil toplum, BM kuruluşları ve kalkınma ortaklarının sürdürdüğü kararlı çabalar sayesinde çocuk işçiliği mevsimsel bir sorun olmaktan çıkıp ulusal politika önceliği haline gelmiştir. Bu kuşkusuz önemli bir başarıdır.
ILO, Avrupa Birliği ile yürüttüğü işbirliğinin yanı sıra CAOBISCO ile Ferrero ile kurduğu kamu-özel sektör işbirlikleri sayesinde Türkiye'de politika geliştirme süreçlerine katkı sunmaktan, ulusal ve yerel düzeylerde kapasitenin güçlendirilmesine destek olmaktan, paydaşlar ve aileler arasında farkındalığın artırılmasına katkı sağlamaktan ve en önemlisi çocukların çalışma hayatından çekilip eğitime yönlendirilmesine yardımcı olmaktan memnuniyet duymaktadır.
Yakın zamanda bu alandaki çalışmalarımızın etkisini değerlendirdiğimizde, Türkiye'deki deneyimimizden önemli dersler çıkardığımızı bir kez daha gördük.
Öncelikle, çocuk işçiliğiyle mücadelenin ulusal politika çerçevelerine entegre edilmesinin; kurumsal görev ve yetkilerin desteklenmesinin; etkin ve verimli koordinasyonun sağlanmasının; kanıta dayalı müdahaleler yoluyla yerel aktörlerle çalışılmasının; yeterli mali kaynak tahsis edilmesinin ve sürdürülebilir etki için sosyal diyaloğun kritik rolünün önemini öğrendik.
Ayrıca çocuk işçiliğiyle mücadelenin önleme yoluyla kazanılacağını ya da kaybedileceğini öğrendik. Güçlü ve ihtiyaçlara duyarlı sosyal koruma sistemleri, önlemenin en etkili araçları arasında yer almaya devam etmektedir. Aileler korunduğunda çocuklar da korunur.
Bunun yanında, koruma müdahalelerinin 14 yaş altındaki çocukların hasat dönemlerinde tehlikeli işlerden uzaklaştırılmasında ve bu tür işlere yönelmelerinin önlenmesinde etkili olduğunu gördük. Ancak çocuklar ergenlik dönemine girdikçe bu etkinin zayıflama eğilimi gösterdiğini de tespit ettik.
Ayrıca farkındalık çalışmalarının aileleri ve toplulukları etkilemede önemli olduğunu, ancak kalıcı davranış değişikliği sağlamak istiyorsak tek başına yeterli olmadığını gördük.
Yuvarlak masa toplantısında hepimiz, çocuk işçiliğinin temel nedenlerini öncelikli olarak ele almaya devam etmemiz gerektiği konusunda mutabık kaldık. Katılımcıların her biri, yoksulluk, kayıt dışılık, sosyal koruma eksikliği, eşitsizlik ve insana yakışır iş açıklarıyla mücadelede hangi uygulamaların işe yaradığını ve hangilerinin yaramadığını paylaştı.
Ulusal ve uluslararası tedarik zincirleri, risklerin belirlenmesi, önlenmesi ve giderilmesinde olduğu kadar politika oluşturma süreçlerine katkı sağlanmasında da kritik bir role sahiptir.
İlerleme, taahhütleri eyleme dönüştüren elverişli ortamın güçlendirilmesiyle mümkün olabilir: Etkin kurumlar, sorumlu iş yapma anlayışı, etkili sosyal diyalog, yeterli kaynaklar ve hesap verebilir uygulama.
Bunların hiçbiri tek başına başarılı olamaz; hatta tek başına sürdürülemez. Birlikte ele alındıklarında, çocuk işçiliğini ortadan kaldırmaya yönelik sürdürülebilir bir stratejinin temelini oluştururlar.
Yuvarlak masa toplantısında katılımcılara, bana göre önemli olan iki mesajı hatırlattım.
Bunlardan ilki, ILO'nun Anayasasından, ilke ve değerlerinden ve çalışma yöntemlerinden kaynaklanan “İşçi ve işveren örgütlerinin aktif katılımı”anlayışıdır.. Bu örgütler, insana yakışır işin sağlanacağı çalışma yaşamının ve politikaların şekillendirilmesinde vazgeçilmezdir ve çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılmasına yönelik bütüncül eylemlerin ayrılmaz bir unsurudur.
İkinci mesaj ise Marakeş'ten gelen yeni bir mesajdır. 6. Küresel Çocuk İşçiliği Konferansı, dijital dönüşüm konusuna dikkat çekmiştir. Dijital dönüşüm üretkenliği artırabilir ve yoksulluğu azaltabilir; ancak aynı zamanda çocukların teknoloji aracılığıyla ticari cinsel sömürüsü de dahil olmak üzere yeni riskleri beraberinde getirebilir. Bu nedenle teknolojinin, çocuk haklarını merkeze alacak şekilde tasarlanmasını ve yönetilmesini sağlamalıyız.
Son olarak, çocuk işçiliği hem yoksulluğun bir nedeni hem de bir sonucudur; aynı zamanda temel bir insan hakkı ihlalidir.
Çocuk işçiliğini asla kabullenmemeliyiz. Buna mecbur değiliz.
Kök nedenlerle mücadele etmek esastır.
Politika temelleri açıktır/nettir.
Kurumsal kapasiteler elimizdeki araçlardır.
İlerleme, birlikte hareket ettiğimizde en güçlü haline ulaşır.
Yasser Hassan, ILO Türkiye Ofisi Direktorü