Uluslararası Eşit Ücret Günü
Eşdeğer işe Eşit Ücret: Ekonomik büyüme ve sosyal adaletin bir unsuru
2026 Uluslararası Eşit Ücret Günü vesilesiyle, ILO Türkiye Ofisi Direktörü Yasser Hassan, eşdeğer işe eşit ücretin önemine ve Türkiye’de toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkının ele alınması gerekliliğine dikkat çekiyor.
18 Eylül 2026
Eşdeğer işe eşit ücret verilmelidir.
ILO’nun 1951 tarihli ve 100 No’lu Eşit Ücret Sözleşmesi’nin kabul edilmesinin üzerinden yetmiş yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, bu ilke bugün de her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Bununla birlikte, kadınlar dünya genelinde hâlâ erkeklerden ortalama yüzde 18 daha az kazanmaktadır.
Türkiye’de de toplumsal cinsiyet eşitsizliği, işgücüne katılım ve kazançlarda kendini göstermektedir. Kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 36,4 iken erkeklerde bu oran yüzde 72’dir. Üniversite mezunları arasında dahi kadınlar erkeklerden yüzde 17,4 daha az kazanmaktadır.
Bu veriler, eşit ücretin yalnızca kadın ve erkeklerin aynı işi yapmaları karşılığında aynı ücreti almaları anlamına geldiğini göstermiyor. Eşit ücret, aynı zamanda emeğe nasıl değer verdiğimizle ilgilidir.
Eşdeğer işe eşit ücret ilkesi, mesleki ayrışmanın ve kadınların yoğun olarak çalıştığı mesleklerin düşük değer görmesinin ele alınmasında özellikle önemlidir. Bu ilke, farklı işler arasında karşılaştırma yapmamızı ve benzer beceri, sorumluluk, çaba ve çalışma koşulları gerektiren işlere adil bir şekilde değer verilip verilmediğini değerlendirmemizi gerektirir.
Toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkının azaltılmasının, her bağlamda kapsamlı bir yaklaşım gerektirdiğini biliyoruz. Bu yaklaşım; kayıtlı istihdamın ve çalışma standartlarının uygulanmasının güçlendirilmesini, fırsat eşitliğini destekleyen politikaların hayata geçirilmesini, ücretsiz bakım emeğinin daha adil paylaşılmasını ve tüm sektörlerde işlerin adil biçimde değerlendirilmesini birlikte ele almalıdır.
Bu yalnızca bir adalet meselesi değildir. Aynı zamanda ekonomik bir zorunluluktur.
Kadınların becerileri ve katkıları düşük değer gördüğünde, ekonomiler insan sermayelerinden tam anlamıyla yararlanamamaktadır. İstihdam ve ücret alanındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin azaltılması; hanehalkı gelirlerini artırabilir, yeteneklerin daha etkin şekilde kullanılmasını sağlayabilir ve daha kapsayıcı ve dirençli ekonomik büyümeyi güçlendirebilir.
Bu, çalışma dünyasının daha geniş kapsamlı bir dönüşümünün parçasıdır. ILO’nun Çalışma Yaşamında Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Yönelik Dönüştürücü Gündemin İlerletilmesi başlıklı çalışmasında da vurgulandığı üzere, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, bireysel ayrımcılık vakalarının ele alınmasının ötesine geçmeyi gerektirir. Kadınların işgücü piyasasına katılımını, fırsatlarını ve elde ettikleri sonuçları şekillendiren yapıların, kurumların ve politikaların dönüştürülmesi gerekmektedir. Eşdeğer işe eşit ücret, bu dönüştürücü gündemin temel unsurlarından biridir.
Dolayısıyla eşit ücret, hem sosyal adaletin temel taşlarından biri hem de ekonomik ilerlemenin itici güçlerinden biridir.
Türkiye açısından, üzerine inşa edilebilecek güçlü temeller hâlihazırda bulunmaktadır. Türkiye, 1951 tarihli ve 100 No’lu Eşit Ücret Sözleşmesi ile 1958 tarihli ve 111 No’lu Ayrımcılık (İstihdam ve Meslek) Sözleşmesi de dâhil olmak üzere ILO’nun 10 Temel Sözleşmesi’nin tamamını onaylamıştır. Bu durum, toplumsal cinsiyet eşitliği ve eşit ücret konusunda ilerleme sağlanması açısından önemli bir temel oluşturmaktadır.
Türkiye, 2025 yılında, toplumsal cinsiyete dayalı ücret eşitliğine yönelik eylemleri hızlandırmak amacıyla hükümetleri, işverenleri, işçileri ve uluslararası kuruluşları bir araya getiren Eşit Ücret Uluslararası Koalisyonu’na (EPIC) katılmıştır. Türkiye, daha fazla ilerleme sağlamak için gerekli taahhütlere, ortaklıklara ve politika araçlarına sahiptir; bunların üzerine daha fazla ilerleme inşa etmek için de önemli bir fırsata sahiptir.
Bu yıl, Haziran 2026’da düzenlenen 114. Uluslararası Çalışma Konferansı’nın kabul ettiği ILO’nun 193 No’lu Platform Ekonomisinde İnsana Yakışır İş Sözleşmesi, çalışma yaşamının yeni biçimlerinin herkes için insana yakışır çalışma koşulları ve temel haklar sunmasını güvence altına almak üzere yeni bir çerçeve ortaya koymaktadır.
Eyleme yön vermemizi sağlayacak pratik araçlara da sahibiz. ILO, Mart 2026’da yayımladığı Ücret Eşitliğine Doğru: Toplumsal Cinsiyete Dayalı Ücret Farkına Kapsamlı Bir Yanıt başlıklı çalışmasında; ücret şeffaflığını, nesnel iş değerlendirmesini, güvenilir verileri, sosyal diyaloğu, etkili kurumları ve iş teftişini, sosyal koruma ve bakım politikalarıyla bir araya getiren eşgüdümlü bir yaklaşımın gerekliliğine dikkat çekmektedir.
İzlenecek yol açıktır. Ücret farklarını daha iyi ölçmemiz ve anlamamız, ücret şeffaflığını ve toplumsal cinsiyete duyarlı olmayan, nesnel iş değerlendirme sistemlerini güçlendirmemiz, kadınların daha yüksek ücretli ve geleneksel olarak erkeklerin yoğun olduğu mesleklere erişimini artırmamız ve kadınların işgücü piyasasına katılımını ve ilerlemesini sınırlayan engelleri ortadan kaldırmamız gerekmektedir.
Sosyal diyalog ve bunun merkezinde yer alan toplu pazarlık, toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkının azaltılmasında güçlü bir araçtır. Toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin konular, sosyal diyaloğun temel gündemine entegre edilmeli, münferit başlıklar olarak ele alınmamalıdır. Ücretler, çalışma koşulları, iş sınıflandırmaları ve doğrudan ve dolaylı ayrımcılığın tespit edilerek ortadan kaldırılmasına yönelik politikalarla ilgili tüm görüşmelere toplumsal cinsiyet perspektifi dâhil edilmelidir.
ILO, Türkiye’nin üçlü yapısını oluşturan taraflarla birlikte, toplumsal cinsiyete dayalı ücret eşitsizliklerini ve bunların temel nedenlerini anlamaya yönelik bilgi ve becerilerin daha da geliştirilmesi ve böylece verilen taahhütlerin ölçülebilir bir değişime dönüştürülmesi için çalışmaya hazırdır.
Şimdi, bu ilkeyi ilerlemeye dönüştürme zamanı.