Onuncu Avrupa Bölge Toplantısı
ILO Genel Direktörü, Avrupa ve Orta Asya’da insana yakışır işin geleceğine vurgu yaptı
2 Ekim 2017
İçerik ayrıca şu dillerde de mevcuttur:
English
Sn. Bakan Jülide Sarıeroğlu, Onuncu Avrupa Bölge Toplantısı Başkanı
Sn. Başkan Yardımcıları,
Delegeler,
Konuklar,
Onuncu Avrupa Bölge Toplantısı’na hoş geldiniz. Toplantı Başkanı seçilen Sayın Bakanımı ve Başkan Yardımcılarını kutluyorum. Toplantımız çok sağlam ve emin ellerde artık. Ve toplantımızın, Bakan hanımefendinin liderliğinde, çalışma yaşamında cinsiyet eşitliğine eksiksiz özen göstereceğine hiç kuşkum yok. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve halkından gördüğümüz hüsnü kabul ve ayrıca çalışmamız için sağlanan bu mükemmel koşullar karşısında minnettarım.
ILO Yönetim Kurulu 2015 yılında bu toplantının İstanbul’da yapılmasına karar verdiğinde; Kurul’un aklında sadece bu harika şehre gelmenin avantajları değil, aynı zamanda Avrupa’nın ve Orta Asya’nın tüm köşelerini bir araya getirerek, çalışma yaşamının kendine özgü gerçeklerini ele alma ve insana yakışır iş gündemindeki ortak hedeflerimize doğru ilerlemede ILO’nun nasıl katkı sağlayabileceğini hep birlikte ortaya koyma ihtiyacı vardı.
İşte bu görev için İstanbul’dan daha iyi bir yer düşünemiyorum.
Hanımefendiler, beyefendiler,
Tarihin hızlandığı ve bizleri kolayca kestiremeyeceğimiz yönlere sürüklediği bir zamanda yaşıyoruz. Bu da, birçok Avrupa ülkesi ve vatandaşları için belirsizlik ve istikrarsızlık yaratıyor.
Ekim 2013’te Oslo’da yapılan son Avrupa Bölge Toplantısı’nı hatırlarsınız. O günden bu yana çok şey oldu; ve olanların birçoğunun olmasını hiç istemezdir. XX. Yüzyılın ikinci yarısıyla XXI. Yüzyılın başlarındaki tarihi başarısı, bölge genelinde barışın korumak olan ve bunu da ILO’nun kalıcı barış sosyal adaletin gerçekleşmesine bağlıdır şeklinde ifade ettiğimiz kuruluş ilkesine sımsıkı bağlı kalarak başaran Avrupa, gerilim ve çatışmalara karşı bağışık olmadığı gibi, barış içinde bir arada yaşamanın temel ilkelerinden bazılarını ve “Avrupa Projesi” olarak adlandırılan şeyin sorgulanmasından uzak kalamamıştır. Avrupa ulusları, hem terörizm kabusu hem de Avrupa’nın sınırlarının ötesinde vuku bulan çatışma, baskı ve mahrumiyetlerden kaçan tarihte görülmemiş bir mülteci akını karşısında hem bireysel hem de toplumsal temelde sınav vermiştir.
Bu bize iki yalın gerçeği hatırlatmalıdır:
Kanaatimce bu ifade, krizin dibe vurduğu noktadan yavaş, bazen belirsiz bazen de kırılgan bir düze çıkış yaşadığımız bu yıllarda olan biteni iyi özetliyor. Elbette iyimser olmak için gerekçelerimiz var çünkü bölge genelinde, ulusal ve bölge altı koşullardaki bunca çeşitliliğe rağmen, makroekonomik rakamlar kısa süre önce göründüğünden daha iyi durumda. Ancak, toplamları ifade eden bu rakamlar, işsizliğin hala endişe verici boyutlarda olduğu, birçok ülkede ücretlerin durgun olduğu gerçeğinin, aralıksız devam eden genç işsizlik dramının ve de krizden en ağır biçimde etkilenen kitlelerin çektiği acıların üzerini örtmemeli.
İşgücü piyasalarındaki iyileşme, insana yakışır işe erişimin artırılması ve daha adil işgücü piyasası sonuçları tasarımını birleştirmenin önemi, en bariz sosyal düşünceler ile iç içedir. Çünkü, ekonomik perspektiften, artan eşitsizlik ve ötekileştirmenin, büyüme ve istihdam yaratımını gerilettiğini biliyoruz. Bu durum örneğin, işgücü piyasalarında “yüzeysel iyileşme” denilen olgu tarafından yanıltılma tehlikesine dikkat çeken Uluslararası Para Fonu tarafından vurgulanmıştır. Yüzeysel iyileşme ile kasıt, genel işsizliğin nispeten düşük düzeyde seyretmesinin, çalışma biçimleri büyük değişim geçirir ve çeşitlenirken, istem dışı kısmi zamanlı ve geçici çalışmanın artması gibi ağır yapısal sorunları gizliyor olmasıdır.
Dahası, izlenen politikaların yetersiz sonuçları olarak görülen sorunlar hakkında vatandaşların birikmiş öfkelerinin siyasi sonuçları artık bize daha sık ve ısrarlı biçimde hatırlatılıyor. Avrupa ve uluslararası kuruluşlar dahil olmak üzere, politika belirleyiciler ve kurumların halkın beklentilerini karşılayan güvenilir ve etkili çözümler bulma kapasitesine duyulan güveni kaybetme tehlikesi, belki de daha iyi performans gösterilmesi için en güçlü gerekçedir.
Ne mutlu ki, Avrupa ve Orta Asya, bu sorunların üstesinden gelmek için ihtiyaç duyduğu birçok varlığa güvenebilecek durumda. Bu varlıklar, on yıllar boyunca ve diğer bölgelerden daha iyi şekilde, ekonomik büyümenin ihtiyaç duyulan çekici gücüyle toplumsal gelişimin bir arada gitmesini sağladı. Bunlar arasında güçlü, bağımsız ve temsil edici sosyal ortaklar, köklü sosyal koruma sistemleri vardır; bunların sürdürülebilirlik ve yeterliliği için sürekli teyakkuz, fiziksel ve sosyal altyapı, ve başarılı ve rekabet gücü olan işletmeler için kritik önem taşıyan eğitim kapasitesi gerekiyor.
Burada, İstanbul’da vurgulamam gereken başka bir varlık daha var: Çalışma yaşamında temel hak ve ilkelere tam saygı, her şeyin kaynağı olan vazgeçilmez temel hakkında oybirliğidir.
Geçen Aralık’ta Özbekistan, 87 No’lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi’ni onay belgesini tevdi ettiğinde, bu yalnızca ILO ile o ülke arasında önemli işbirliğine yönelik önemli bir adım değil, bölgedeki 51 üye ülkenin ILO’nun 8 temel haklar sözleşmelerinin tümünü onaylamış oldukları tarihi bir an idi. Böylece, tanınmaya ve kutlanmaya değer bir başarıyı temsil eden bu evrensel hedef, en azından bölgemizde gerçekleşmiş oldu.
Ancak, onay ve uygulama iki ayrı şeydir. Ve, ILO’nun esas sorumluluklarından biri de, denetim sistemimiz yoluyla, onaylama ile üstlenilen uluslararası yükümlülüklere eksiksiz ve her yerde uyulmasını sağlamaktır.
Hanımefendiler, beyefendiler,
Bu ülkede 15 Temmuz olaylarında, Türk halkının tüm kesimleri bir araya gelerek demokratik haklar ve özgürlükleri cesurca ve başarıyla savundu. Bu başarı Avrupa’da ve ILO dahil tüm uluslararası toplumda sevinçle karşılandı; öte yandan, bu olaylarda trajik şekilde canlarını yitirenler için Türk dostlarımızın acılarını paylaşıyoruz.
Olağanüstü Hal kapsamında getirilenler dahil olmak üzere, demokratik hakları korumak ve sürdürmek için alınan tüm önlemlerin, onaylanmış ILO sözleşmeleriyle korunan çalışma yaşamındaki temel ilkeler ve haklar ile uyumlu olması gerektiğini söylemek sanırım çekişme konusu olmaz. Ayrıca, inanıyorum ve umuyorum ki, ilgili tüm taraflar bir araya gelerek, özellikle kamu sektöründen çok sayıda çalışanın çıkarılmasını içeren önlemlerin, ayrımcılığa, masumları cezalandırmaya veya meşru grev veya toplu pazarlık haklarının engellenmesine yol açmamasını sağlayabilecektir.
Hepimiz biliyoruz ki, çok sayıda işçi delegesinin bu toplantıya gelmemesinin nedeni, bu konularda duyulan endişelerdir. Ancak bu toplantı, bu türden endişeleri giderme yeri olabilir ve umuyorum ki bunu başarmak ve diyalog ve anlayış için yeni süreçleri harekete geçirmek için hepimiz birleşebileceğiz.
Bu toplantı için hazırladığım rapor, öğleden sonra ILO Avrupa ve Orta Asya Bölge Direktörü tarafından size arz edilecek. Rapor, son dört yıl boyunca istihdam ve büyümenin evrimini; ücretler, verimlilik ve yaşam standartlarının nasıl değiştiğini; ve bölgenin, maruz kaldığı çeşitli şokları nasıl atlattığını açıklıyor. Ve, ILO’nun faaliyetlerini özetleyerek, burada hazır bulunan tüm delegeleri, etkileri değerlendirmeye ve gelecekte nasıl ilerlememiz gerektiğine yönelik kılavuzluk sağlamaya davet ediyor.
Bu toplantı aynı zamanda, benim Genel Direktör olarak ikinci dönemimin başlangıcına rastlıyor. Dolayısıyla, benim için de neler yaptığımızı ve neler yapmamız gerektiğini düşünmek için iyi bir fırsat.
Ben her zaman, hızla değişen çalışma yaşamının, ILO’nun Avrupa’daki faaliyetlerinin de değişmesini gerektirdiği görüşündeyim. Tarihsel olarak Avrupa, ILO’da siyasi liderlik yapagelmiş ve aynı zamanda, somut eyleme geçtiğinde ILO idealleri ve uygulamalarının nasıl olacağına ilişkin en iyi örneği sergilemiştir. Gelecekte de bunun devam edeceğine güveniyoruz. Ancak Avrupa’daki ve dışındaki gelişmeler, bölgemizdeki üye devletlerde somut faaliyetlerimizde daha aktif olmamız gerektiğini gösteriyor. 2008 krizinden ve sonraki etkilerinden en ağır biçimde etkilenmiş ülkeler ile, örneğin genç işsizliği programlarının uygulamaya konulmasında, işbirliği yaptık. Moskova’daki ofisimizden, Orta Asya’daki üyelerimiz için yoğun faaliyetler ve Rusya ile yeni ortaklıklar geliştirdik. Budapeşte’deki insana yakışır iş ekibimiz, sorumlu olduğu ülkelerde süregelen ve yeni ortaya çıkan işgücü sorunlarını ele almak için stratejik konumda. Türkiye’de mülteciler için yeni çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Tüm bunları yaparken, Avrupa Komisyonu ile ortaklığımızı güçlendirmek ve daha da somutlaştırmak için çalıştık – ve sanıyorum başarılı da olduk. (Sn. Komisyon Üyesi Thyssen’in toplantımıza katılması buna tanıklık ediyor).
Sözlerime son verirken, şunu belirtmek isterim: Oslo’da toplanmamızdan bu yana çok şey değişmişe, bir sonraki, yani Onbirinci Avrupa Bölge Toplantısı’na kadar çok daha fazla değişiklik olacaktır.
O zamana kadar, BM 2030 Gündemi’nin 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi’nin gerçekleştirilmesinde yolun yaklaşık yarısını kat etmiş olmamız gerekiyor; bunların arasında 8 No.lu Hedef kapsayıcı büyüme, tam istihdam ve herkes için insana yakışır iş de yer alıyor. ILO kendi Program ve Bütçesi’ni 2030 Gündemi ile uyumlu hale getirmiştir, ve hatırlatmak isterim ki, bu gündem herkesin gündemi olduğu kadar Avrupa’nın da gündemidir.
Ve ILO için kritik bir dönüm noktası olarak, bir sonraki toplantımızdan önce, 2019 yılında ILO, kuruluşunun Yüzüncü Yılını kutlayacak. Malumları üzere, bölgede yaklaşık 40 ulusal ve bölge altı diyalog olduğundan, Yüzüncü Yılımızı İşin Geleceği girişimimiz çevresinde konumlandıracağız. ILO İşin Geleceği Küresel Komisyonu, Morityus Cumhurbaşkanı ve İsveç Başbakanı eş-başkanlığında bu Ağustos’ta kuruldu ve ilk toplantısını bu ay yapacak. Çalışmalarının sonucu olarak, 2019 yılının başında Cenevre’de Yüzüncü Yıl Uluslararası Çalışma Konferansı’na rapor sunacak.
Yüzüncü Yıl Girişimi’nin amacı, istediğimiz İşin geleceğinin nasıl olacağını belirlemek ve bunun gerçekleşmesi için neler yapılması gerektiğine karar vermektir. İşte bu zorlu görevi, Lizbon’dan Duşanbe’ye, Valetta’dan Helsinki’ye tüm Avrupalı üye devletlerimizin her birinin karşılaması gerekiyor.
Avrupa ve Orta Asya’da İnsana Yakışır İşin Geleceği Ne Olacak? Sorusuna cevap vermek suretiyle, işbu Onuncu Avrupa Bölge Toplantısı, Yüzüncü Yılımıza giden yola çıkmamızı sağlayacak.
Teşekkür ederim.
Sn. Başkan Yardımcıları,
Delegeler,
Konuklar,
Onuncu Avrupa Bölge Toplantısı’na hoş geldiniz. Toplantı Başkanı seçilen Sayın Bakanımı ve Başkan Yardımcılarını kutluyorum. Toplantımız çok sağlam ve emin ellerde artık. Ve toplantımızın, Bakan hanımefendinin liderliğinde, çalışma yaşamında cinsiyet eşitliğine eksiksiz özen göstereceğine hiç kuşkum yok. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve halkından gördüğümüz hüsnü kabul ve ayrıca çalışmamız için sağlanan bu mükemmel koşullar karşısında minnettarım.
ILO Yönetim Kurulu 2015 yılında bu toplantının İstanbul’da yapılmasına karar verdiğinde; Kurul’un aklında sadece bu harika şehre gelmenin avantajları değil, aynı zamanda Avrupa’nın ve Orta Asya’nın tüm köşelerini bir araya getirerek, çalışma yaşamının kendine özgü gerçeklerini ele alma ve insana yakışır iş gündemindeki ortak hedeflerimize doğru ilerlemede ILO’nun nasıl katkı sağlayabileceğini hep birlikte ortaya koyma ihtiyacı vardı.
İşte bu görev için İstanbul’dan daha iyi bir yer düşünemiyorum.
Hanımefendiler, beyefendiler,
Tarihin hızlandığı ve bizleri kolayca kestiremeyeceğimiz yönlere sürüklediği bir zamanda yaşıyoruz. Bu da, birçok Avrupa ülkesi ve vatandaşları için belirsizlik ve istikrarsızlık yaratıyor.
Ekim 2013’te Oslo’da yapılan son Avrupa Bölge Toplantısı’nı hatırlarsınız. O günden bu yana çok şey oldu; ve olanların birçoğunun olmasını hiç istemezdir. XX. Yüzyılın ikinci yarısıyla XXI. Yüzyılın başlarındaki tarihi başarısı, bölge genelinde barışın korumak olan ve bunu da ILO’nun kalıcı barış sosyal adaletin gerçekleşmesine bağlıdır şeklinde ifade ettiğimiz kuruluş ilkesine sımsıkı bağlı kalarak başaran Avrupa, gerilim ve çatışmalara karşı bağışık olmadığı gibi, barış içinde bir arada yaşamanın temel ilkelerinden bazılarını ve “Avrupa Projesi” olarak adlandırılan şeyin sorgulanmasından uzak kalamamıştır. Avrupa ulusları, hem terörizm kabusu hem de Avrupa’nın sınırlarının ötesinde vuku bulan çatışma, baskı ve mahrumiyetlerden kaçan tarihte görülmemiş bir mülteci akını karşısında hem bireysel hem de toplumsal temelde sınav vermiştir.
Bu bize iki yalın gerçeği hatırlatmalıdır:
- İlk olarak, Avrupa’da veya dünyada bugün itibarıyla en çok mülteci barındıran ülke Türkiye’dir. Harran ilçesindeki mülteci kampını Mayıs 2016’da ziyaret ettiğimde, Türk insanının dayanışma, şefkat ve yardımı, oradaki en korunmasız insanlara nasıl sunduğunu bizzat gördüm. Bu herkese örnektir ve örnek olmalıdır; ve ILO olarak, mültecilerin insana yakışır işe erişebileceği bir gelecek düşlemelerini sağlamak için Türkiye ile işbirliği yapmaktan gurur duyuyoruz.
- İkincisi, Avrupa elbette bir ada değildir. Başka bölgelerde olanlar, burada olup biteni etkilemektedir ve biz de bu gerçeği kabul etmeli ve ona göre hareket etmeliyiz.
Kanaatimce bu ifade, krizin dibe vurduğu noktadan yavaş, bazen belirsiz bazen de kırılgan bir düze çıkış yaşadığımız bu yıllarda olan biteni iyi özetliyor. Elbette iyimser olmak için gerekçelerimiz var çünkü bölge genelinde, ulusal ve bölge altı koşullardaki bunca çeşitliliğe rağmen, makroekonomik rakamlar kısa süre önce göründüğünden daha iyi durumda. Ancak, toplamları ifade eden bu rakamlar, işsizliğin hala endişe verici boyutlarda olduğu, birçok ülkede ücretlerin durgun olduğu gerçeğinin, aralıksız devam eden genç işsizlik dramının ve de krizden en ağır biçimde etkilenen kitlelerin çektiği acıların üzerini örtmemeli.
İşgücü piyasalarındaki iyileşme, insana yakışır işe erişimin artırılması ve daha adil işgücü piyasası sonuçları tasarımını birleştirmenin önemi, en bariz sosyal düşünceler ile iç içedir. Çünkü, ekonomik perspektiften, artan eşitsizlik ve ötekileştirmenin, büyüme ve istihdam yaratımını gerilettiğini biliyoruz. Bu durum örneğin, işgücü piyasalarında “yüzeysel iyileşme” denilen olgu tarafından yanıltılma tehlikesine dikkat çeken Uluslararası Para Fonu tarafından vurgulanmıştır. Yüzeysel iyileşme ile kasıt, genel işsizliğin nispeten düşük düzeyde seyretmesinin, çalışma biçimleri büyük değişim geçirir ve çeşitlenirken, istem dışı kısmi zamanlı ve geçici çalışmanın artması gibi ağır yapısal sorunları gizliyor olmasıdır.
Dahası, izlenen politikaların yetersiz sonuçları olarak görülen sorunlar hakkında vatandaşların birikmiş öfkelerinin siyasi sonuçları artık bize daha sık ve ısrarlı biçimde hatırlatılıyor. Avrupa ve uluslararası kuruluşlar dahil olmak üzere, politika belirleyiciler ve kurumların halkın beklentilerini karşılayan güvenilir ve etkili çözümler bulma kapasitesine duyulan güveni kaybetme tehlikesi, belki de daha iyi performans gösterilmesi için en güçlü gerekçedir.
Ne mutlu ki, Avrupa ve Orta Asya, bu sorunların üstesinden gelmek için ihtiyaç duyduğu birçok varlığa güvenebilecek durumda. Bu varlıklar, on yıllar boyunca ve diğer bölgelerden daha iyi şekilde, ekonomik büyümenin ihtiyaç duyulan çekici gücüyle toplumsal gelişimin bir arada gitmesini sağladı. Bunlar arasında güçlü, bağımsız ve temsil edici sosyal ortaklar, köklü sosyal koruma sistemleri vardır; bunların sürdürülebilirlik ve yeterliliği için sürekli teyakkuz, fiziksel ve sosyal altyapı, ve başarılı ve rekabet gücü olan işletmeler için kritik önem taşıyan eğitim kapasitesi gerekiyor.
Burada, İstanbul’da vurgulamam gereken başka bir varlık daha var: Çalışma yaşamında temel hak ve ilkelere tam saygı, her şeyin kaynağı olan vazgeçilmez temel hakkında oybirliğidir.
Geçen Aralık’ta Özbekistan, 87 No’lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi’ni onay belgesini tevdi ettiğinde, bu yalnızca ILO ile o ülke arasında önemli işbirliğine yönelik önemli bir adım değil, bölgedeki 51 üye ülkenin ILO’nun 8 temel haklar sözleşmelerinin tümünü onaylamış oldukları tarihi bir an idi. Böylece, tanınmaya ve kutlanmaya değer bir başarıyı temsil eden bu evrensel hedef, en azından bölgemizde gerçekleşmiş oldu.
Ancak, onay ve uygulama iki ayrı şeydir. Ve, ILO’nun esas sorumluluklarından biri de, denetim sistemimiz yoluyla, onaylama ile üstlenilen uluslararası yükümlülüklere eksiksiz ve her yerde uyulmasını sağlamaktır.
Hanımefendiler, beyefendiler,
Bu ülkede 15 Temmuz olaylarında, Türk halkının tüm kesimleri bir araya gelerek demokratik haklar ve özgürlükleri cesurca ve başarıyla savundu. Bu başarı Avrupa’da ve ILO dahil tüm uluslararası toplumda sevinçle karşılandı; öte yandan, bu olaylarda trajik şekilde canlarını yitirenler için Türk dostlarımızın acılarını paylaşıyoruz.
Olağanüstü Hal kapsamında getirilenler dahil olmak üzere, demokratik hakları korumak ve sürdürmek için alınan tüm önlemlerin, onaylanmış ILO sözleşmeleriyle korunan çalışma yaşamındaki temel ilkeler ve haklar ile uyumlu olması gerektiğini söylemek sanırım çekişme konusu olmaz. Ayrıca, inanıyorum ve umuyorum ki, ilgili tüm taraflar bir araya gelerek, özellikle kamu sektöründen çok sayıda çalışanın çıkarılmasını içeren önlemlerin, ayrımcılığa, masumları cezalandırmaya veya meşru grev veya toplu pazarlık haklarının engellenmesine yol açmamasını sağlayabilecektir.
Hepimiz biliyoruz ki, çok sayıda işçi delegesinin bu toplantıya gelmemesinin nedeni, bu konularda duyulan endişelerdir. Ancak bu toplantı, bu türden endişeleri giderme yeri olabilir ve umuyorum ki bunu başarmak ve diyalog ve anlayış için yeni süreçleri harekete geçirmek için hepimiz birleşebileceğiz.
Bu toplantı için hazırladığım rapor, öğleden sonra ILO Avrupa ve Orta Asya Bölge Direktörü tarafından size arz edilecek. Rapor, son dört yıl boyunca istihdam ve büyümenin evrimini; ücretler, verimlilik ve yaşam standartlarının nasıl değiştiğini; ve bölgenin, maruz kaldığı çeşitli şokları nasıl atlattığını açıklıyor. Ve, ILO’nun faaliyetlerini özetleyerek, burada hazır bulunan tüm delegeleri, etkileri değerlendirmeye ve gelecekte nasıl ilerlememiz gerektiğine yönelik kılavuzluk sağlamaya davet ediyor.
Bu toplantı aynı zamanda, benim Genel Direktör olarak ikinci dönemimin başlangıcına rastlıyor. Dolayısıyla, benim için de neler yaptığımızı ve neler yapmamız gerektiğini düşünmek için iyi bir fırsat.
Ben her zaman, hızla değişen çalışma yaşamının, ILO’nun Avrupa’daki faaliyetlerinin de değişmesini gerektirdiği görüşündeyim. Tarihsel olarak Avrupa, ILO’da siyasi liderlik yapagelmiş ve aynı zamanda, somut eyleme geçtiğinde ILO idealleri ve uygulamalarının nasıl olacağına ilişkin en iyi örneği sergilemiştir. Gelecekte de bunun devam edeceğine güveniyoruz. Ancak Avrupa’daki ve dışındaki gelişmeler, bölgemizdeki üye devletlerde somut faaliyetlerimizde daha aktif olmamız gerektiğini gösteriyor. 2008 krizinden ve sonraki etkilerinden en ağır biçimde etkilenmiş ülkeler ile, örneğin genç işsizliği programlarının uygulamaya konulmasında, işbirliği yaptık. Moskova’daki ofisimizden, Orta Asya’daki üyelerimiz için yoğun faaliyetler ve Rusya ile yeni ortaklıklar geliştirdik. Budapeşte’deki insana yakışır iş ekibimiz, sorumlu olduğu ülkelerde süregelen ve yeni ortaya çıkan işgücü sorunlarını ele almak için stratejik konumda. Türkiye’de mülteciler için yeni çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Tüm bunları yaparken, Avrupa Komisyonu ile ortaklığımızı güçlendirmek ve daha da somutlaştırmak için çalıştık – ve sanıyorum başarılı da olduk. (Sn. Komisyon Üyesi Thyssen’in toplantımıza katılması buna tanıklık ediyor).
Sözlerime son verirken, şunu belirtmek isterim: Oslo’da toplanmamızdan bu yana çok şey değişmişe, bir sonraki, yani Onbirinci Avrupa Bölge Toplantısı’na kadar çok daha fazla değişiklik olacaktır.
O zamana kadar, BM 2030 Gündemi’nin 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi’nin gerçekleştirilmesinde yolun yaklaşık yarısını kat etmiş olmamız gerekiyor; bunların arasında 8 No.lu Hedef kapsayıcı büyüme, tam istihdam ve herkes için insana yakışır iş de yer alıyor. ILO kendi Program ve Bütçesi’ni 2030 Gündemi ile uyumlu hale getirmiştir, ve hatırlatmak isterim ki, bu gündem herkesin gündemi olduğu kadar Avrupa’nın da gündemidir.
Ve ILO için kritik bir dönüm noktası olarak, bir sonraki toplantımızdan önce, 2019 yılında ILO, kuruluşunun Yüzüncü Yılını kutlayacak. Malumları üzere, bölgede yaklaşık 40 ulusal ve bölge altı diyalog olduğundan, Yüzüncü Yılımızı İşin Geleceği girişimimiz çevresinde konumlandıracağız. ILO İşin Geleceği Küresel Komisyonu, Morityus Cumhurbaşkanı ve İsveç Başbakanı eş-başkanlığında bu Ağustos’ta kuruldu ve ilk toplantısını bu ay yapacak. Çalışmalarının sonucu olarak, 2019 yılının başında Cenevre’de Yüzüncü Yıl Uluslararası Çalışma Konferansı’na rapor sunacak.
Yüzüncü Yıl Girişimi’nin amacı, istediğimiz İşin geleceğinin nasıl olacağını belirlemek ve bunun gerçekleşmesi için neler yapılması gerektiğine karar vermektir. İşte bu zorlu görevi, Lizbon’dan Duşanbe’ye, Valetta’dan Helsinki’ye tüm Avrupalı üye devletlerimizin her birinin karşılaması gerekiyor.
Avrupa ve Orta Asya’da İnsana Yakışır İşin Geleceği Ne Olacak? Sorusuna cevap vermek suretiyle, işbu Onuncu Avrupa Bölge Toplantısı, Yüzüncü Yılımıza giden yola çıkmamızı sağlayacak.
Teşekkür ederim.