Sosyal Adalet: Paylaşılan Refahın Anahtarı
Caroline Fredrickson, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Araştırma Dairesi Direktörü
30 Eylül 2025
-
Caroline FredricksonUluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Araştırma Dairesi Direktörü
Otuz yıl önce, 186 ülke, ilk Sosyal Kalkınma Zirvesi için Kopenhag’da bir araya geldi. Bu buluşma, o zamana kadarki en büyük dünya liderleri toplantısıydı. Zirve sonunda gündem netti: Toplumlarımızın karşılaştığı zorluklar küreseldir ve çözümleri de öyle olmalıdır.
Buna yanıt olarak hükümetler, insanı küresel kalkınmanın merkezine koyma sözü verdiler. Sürdürülebilir bir ilerlemenin sağlanabilmesi için sosyal adaletin ekonomik gelişmenin temeli olması gerektiğini kabul ettiler. Bu, insanların cinsiyet, milliyet, köken ya da doğum yeri fark etmeksizin onurlu bir yaşam sürme, çalışma, gelişme ve başarı için eşit fırsatlara sahip olmasını güvence altına almak demektir. Adalet üzerine kurulu toplumlar daha iyi işler, daha çok güven inşa eder ve daha güçlü büyür.
Zirvede varılan mutabakat, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi ve onun 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’nın (SKA) temelini oluşturdu. 2015’ten bu yana SKA’lar, sosyal açıdan adil, barışçıl ve sürdürülebilir bir dünya inşa etmek için yol haritası oldu. Bunların gerçekleştirilmesi için hedef yıl 2030 olarak belirlendi.
İlk zirveden bu yana dünyamız birçok açıdan değişti, çoğu da olumlu yönde. ILO’nun yeni raporu Sosyal Adaletin Durumu, aşırı yoksulluğun dünya nüfusunun yüzde 39’undan yüzde 10’una düştüğünü gösteriyor. 14 yaş altındaki çocuk işçiliği yarı yarıya azaldı ve tarihte ilk kez, dünya nüfusunun yarısından fazlası emeklilik veya işsizlik sigortası gibi bir sosyal korumaya sahip.
Ancak on yıllardır süren çabalara rağmen rapor, büyük eşitsizliklerin hâlâ var olduğunu ortaya koyuyor. Bir kişinin doğduğu yer, yaşam boyu kazancının yarısından fazlasını belirlemeye devam ediyor. Küresel ölçekte, 800 milyondan fazla insan günde üç dolardan az gelirle hayatta kalıyor. Bu nedenle 2030 SKA hedeflerine ulaşılması tehlike altında. Örneğin, insana yakışır iş ve ekonomik büyümeyi kapsayan SKA 8 konusunda hedeflerin gerisindeyiz; göstergelerin yalnızca üçte ikisine (yüzde 66) ulaşılabilmiştir.
Eğer herkes için yaşam koşullarını iyileştirmek ve sosyal adaleti sağlamak istiyorsak, SKA’ların hızlandırılması hayati önem taşıyor. İnsana yakışır iş, SKA’ları birbirine bağlayan temel bir unsurdur. Çünkü insana yakışır iş yalnızca geçim sağlamaktan ibaret değildir; sağlık, eğitim, eşitlik ve sorumlu tüketim ile üretim dâhil olmak üzere, toplum genelinde ne kadar iyi durumda olduğumuzun bir göstergesidir. İş üretken, adil ücretli, güvenli, eşitlikçi ve kapsayıcı olduğunda; özgürce seçildiğinde ve haklarla güvence altına alındığında, sosyal adalete sahibiz demektir.
Ancak insana yakışır iş kendiliğinden ortaya çıkmaz. Tarih gösteriyor ki güçlü kurumlar olmadan, verimlilik artışları insanların yaşamına daha iyi koşullar olarak yansımaz. Kurumlar, eğitim hakkı ve sağlıklı çevre hakkı gibi temel insan haklarını güçlendirir; eşit fırsatları, adil dağılımı ve işçiler ile işverenlerin sesini güvence altına alır. Sosyal diyalog, işçi ve işveren çıkarlarını dengelemenin ve büyümeyi adil kılmanın en etkili yoludur.
Bugün kurumlarımız sınavdan geçiyor. Dünyanın her yerinde çalışma hayatını dönüştüren üç büyük değişim yaşanıyor: daha sıcak bir gezegenin etkileri ve yeşil ekonomiye geçiş, dijital devrim ve demografik değişim. Bu dönüşümler yeni işler yaratırken eskilerini ortadan kaldırıyor. Yeni fırsatlar sunma potansiyeli taşıyorlar ancak mevcut eşitsizlikleri derinleştirme riski de barındırıyorlar. Bu değişimlerin nasıl sonuçlanacağı, büyük ölçüde bugün toplumların vereceği kararlara bağlı.
Kasım 2025’te, ikinci Dünya Sosyal Zirvesi Doha’da gerçekleşecek. Bu küresel buluşma, ilk zirveden otuz beş yıl sonra hükümet temsilcilerini, işçileri, işverenleri ve sivil toplumu bir kez daha bir araya getirecek. Bu zirve, geçmişte verilen sözleri gerçek değişime dönüştürmek için kritik bir anı temsil ediyor.
Kopenhag’da verilen sözü yeniden teyit etmeliyiz: Sosyal adalet ve kapsayıcı ekonomik kalkınma herkesin meselesidir ve herkesin çıkarınadır. Ama her şeyden önemlisi, kararlı eyleme geçmeliyiz. ILO öncülüğünde yürütülen Küresel Sosyal Adalet Koalisyonu, doğru yönde ilerlememiz için bir platform sunuyor. Bu koalisyon, hükümetleri, işçi ve işveren örgütlerini ve diğer ortakları bir araya getirerek sosyal adalet ve herkes için insana yakışır iş hedeflerine ulaşmak için işbirliğini ve eylemi hızlandırıyor.
Eğer bunu başarırsak, ekonomik verimlilik ile sosyal ilerlemenin birbirine bağlı olmasını sağlayabiliriz. Çünkü eninde sonunda, sosyal adalet ulaşılamaz bir ideal değildir. Hepimiz için sürdürülebilir bir geleceğe giden tek yoldur.