Dünya Aile Günü: Medeni durum, işgücü piyasası sonuçlarını nasıl etkiliyor?
Evlilik yaşamı, işgücüne katılım, sahip olunan işler, maruz kalınan işgücünde emeği tam kullanamama da dahil olmak üzere, kadınlar ve erkeklerin işgücü piyasasındaki durumları üzerinde toplumsal cinsiyete dayalı etkiler yaratmaya devam ediyor.
22 Mayıs 2020
İçerik ayrıca şu dillerde de mevcuttur:
English
Her yıl 15 Mayıs’ta, toplumun temel birimi olan ailelerin önemini vurgulamak üzere, Dünya Aile Günü kutlanıyor. Kutlanan bu gün, ailelere ilişkin sosyal, ekonomik ve demografik konularla ilgili farkındalığı artırmak ve bilgi paylaşmak için önemli fırsat sağlıyor.
COVID-19 küresel salgını sürerken, sağlık risklerine karşı korunma, okula gidemeyen çocuklara bakma, ev işlerini yürütme ve işle ilgili sorumluluklarını yerine getirme faaliyetlerini bir arada götürmeleri nedeniyle, ailelerin stress altında oldukları, yeni baskılar yaşadıkları apaçık görülüyor.
Uluslararası toplum, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nin bir parçası olarak, 2030 yılına kadar toplumsal cinsiyet eşitliğini büyük ölçüde gerçekleştirmeyi taahhüt etmiştir; ancak ailelerde toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan, toplumlarda ve ekonomilerde bu hedefe varmak mümkün değildir.
Bu bakımdan, ILO ve BM Kadın Birimi’nin yakın zaman önce yaptıkları bir çalışmaya göre, kadınların ve erkeklerin işgücüne katılım oranları, yaşadıkları hanenin yapısıyla yakından bağlantılıdır. Diğer bir deyişle çalışmaya göre; kadın işgücü katılım oranı, bir partner ve çocuklarla birlikte yaşayan kadınlarda, sadece partnerle yaşayan kadınlara göre daha düşüktür. Ancak, sadece partnerle yaşayan kadınların işgücü katılım oranı da, yalnız yaşayan kadınlardan daha düşüktür. Erkeklerde ise tam tersi bir örüntü gözlenmektedir.
Hane türüne göre işgücü göstergelerine ilişkin yeni veritabanına ek olarak, ILOSTAT da cinsiyet ve medeni duruma göre ayrıştırılmış birtakım göstergeler içermektedir; bu veriler, toplumsal cinsiyete dayalı sosyal normların kadın ve erkeklerin işgücü piyasasındaki durumunu nasıl biçimlendirdiğini daha derinden anlamamıza imkan tanımaktadır.
Genel olarak erkeklerin işgücü katılım oranları kadınlardan daha yüksektir; ancak bu cinsiyet açığı, evli insanlar söz konusu olduğunda daha da büyüyor. Verilerin mevcut olduğu 107 ülkenin tümünde, esas çalışma çağındakilerin işgücüne katılım oranı, evli kadınlara oranla evli erkeklerde daha yüksektir. İşgücüne katılım oranındaki cinsiyet açığı, verisi mevcut olan ülkelerden biri hariç (Cook Adaları) tümünde, evliler arasında bekarlar arasında olduğundan daha fazladır.
Dahası, verinin mevcut olduğu ülkelerin tümünde, esas çalışma çağında olan erkeklerden evli olanlarının işgücüne katılım oranları bekar olan erkeklere göre daha yüksektir; öte yandan kadınlar için bu durum, veri mevcut olan ülkelerin yalnız %18’inde geçerlidir.
ILOSTAT’ın 103 ülkeye dayalı verilerine göre, bekarların işsiz olma ihtimali evlilerden daha yüksektir. Verilerin mevcut olduğu ülkelerin tümünde, esas çalışma çağında olanlardaki işsizlik oranı gösteriyor ki, bu oran bekar erkeklerde evli erkeklerinkinden daha yüksektir; ve ülkelerin %91’inde de, bu oran, bekar kadınlarda evli kadınlardan daha yüksektir.
Ancak, işsiz kaldıklarında, evli insanlar uygun bir iş bulmakta zorlanmakta ve daha uzun süre boyunca işsiz kalmaktadır. Uzun süreli işsizlik payı (bir yıl veya daha uzun işsizlik), verilerin mevcut olduğu ülkelerin %91’inde, evli kadınlarda bekar kadınlardan daha yüksek, %82’sinde ise bekar erkeklerde bekar erkeklerden daha yüksektir.
Bu bulgular şunu gösteriyor olabilir: Evli insanların daha düşük işsizlik oranlarına sahip olması, iş aramada cesaretlerinin kırılması veya kendilerini ev içi faaliyetlere adaması nedeniyle olabilir. Veriler bu durumun özellikle kadınlar için geçerli olduğunu göstermektedir.
Aslında, esas çalışma çağında olan cesareti kırılmış iş arayan kadınların oranı (işte çalışmak isteyen ancak işgücü piyasasının durumuna ilişkin nedenlerle şu anda iş aramayan), verisi mevcut olan ülkelerin %84’ünde, evlilerde bekarlara göre daha fazladır.
Dahası, verisi mevcut olan ülkelerin %95’inde, esas çalışma çağındaki potansiyel işgücünde olan kadınların oranı (işgücünde yer almayan ancak işte çalışmak için müsait olanlar veya iş arayanlar), bekarlara göre evlilerde daha fazladır.
Ayrıca, çalışan kadınların, çalışan erkeklere göre daha kısa saatlerle çalışması muhtemeldir; süreyle ilgili eksik istihdamın toplumsal cinsiyete dayalı boyutu evli insanlar arasında daha büyüktür. Süreyle ilgili eksik istihdam, evlilere bakıldığında, verisi mevcut olan ülkelerin %76’sında esas çalışma çağındaki kadınlarda aynı çağdaki erkeklere göre daha yüksek; bekarlara bakıldığında ise anılan ülkelerin %64’ünde kadınlar için erkeklere göre daha yüksektir.
Kalıpyargısal toplumsal cinsiyet rolleri de kadın ve erkeklerin işgücü piyasası durumunda kaydadeğer bir rol oynamaktadır. Toplumsal cinsiyete dayalı sosyal normlarla ilişkili olarak, evlilik çok sıklıkla, işte çalışmak istediklerinde iş aramalarını önleyen veya ücretli işte kendi istedikleri süreden daha az çalışmak zorunda bırakan bir unsur olarak, kadınları işgücünün dışında tutmakta, onları eksik istihdamın farklı türlerine orantısız şekilde maruz bırakmaktadır.
ILOSTAT verilerine göre, işçilerin medeni durumu aynı zamanda, sahip oldukları iş türünü de etkilemektedir.
Genel olarak, bekar kişilerin başkasının çalışanı olarak çalışma ihtimali evlilerden daha yüksektir; bu durum kadınlarda daha da barizdir.
Başkasının çalışanı olarak çalışanların oranı, verisi mevcut olan ülkelerin %97’sinde bekar kadınlarda evli kadınlardan daha fazladır, aynı ülkelerin %87’sinde ise bekar erkeklerde evli erkeklerden daha fazladır.
Farklı türlerde serbest çalışma işleri vardır; ve, toplumsal cinsiyet örüntüsünün, sahip olunan serbest çalışma işlerinin türü bakımından da etkisi olduğu görülmektedir. Genel olarak, evli erkeklerin kendi hesabına çalışanlar olması ihtimali, evli kadınlarınsa katkıda bulunan aile işçisi olarak çalışma ihtimali daha yüksektir.
Kendi hesabına çalışanlar olarak çalışan kişilerin oranı, verisi mevcut olan ülkelerin %85’inde evli kadınlarda bekar kadınlardan daha büyüktür; aynı ülkelerin %93’ünde ise evli erkeklerde bekar erkeklerden daha fazladır. Ayrıca, katkıda bulunan aile işçisi olarak çalışanların oranı, verisi mevcut olan ülkelerin %75’inde evli kadınlarda bekar kadınlardan daha fazladır; aynı ülkelerin yalnız %13’ünde ise evli erkeklerde bekar erkeklerden daha fazladır.
Bu bulgular, toplumsal cinsiyete dayalı sosyal normlar ve kalıpyargısal toplumsal cinsiyet rollerinin, başta ailenin temsil ettiği ekonomik birimlerde olmak üzere, ekonomik birimlerdeki iş dağılımında nasıl sürekli hale geldiğini göstermektedir.
Çalışanların medeni durumlarının, toplumsal cinsiyet örüntüsü ile belirgin bir ilişkisinin olmasına benzer bir şekilde, meslekleriyle de güçlü bir ilişkiye sahip olduğu görünmektedir. Veriler, erkekleri kariyer hedeflerinin peşinden gitmeye ve yüksek vasıflı pozisyonlara ulaşmaya yönlendirirken, kadınların kariyerlerinde genellikle tam tersi bir etki yaratmaktadır.
Verisi mevcut olan ülkelerin %90’ında, yönetimde olan kadın oranı (ki toplamda çok düşüktür), bekar insanlar arasında evlilere göre daha yüksektir. Benzer şekilde, verisi mevcut olan ülkelerin %82’sinde, profesyonel mesleklerdeki kadın oranı, bekar insanlar arasında, evlilere göre daha yüksektir. Bunun tersine, temel mesleklerdeki kadın oranı, verisi mevcut olan ülkelerin yalnız %39’unda, bekar insanlar arasında evlilere göre daha yüksektir.
Toplumsal cinsiyete dayalı sosyal normlar, evliliğin, erkekleri işgücüne katılmaya, kariyerinde ilerlemeye, yüksek vasıflı hedeflere ulaşmaya daha fazla sevk ettiğini gösterirken, kadınların işgücü piyasası sonuçlarında ise bunun tersine etkiler yarattığını göstermektedir.
Ayrıca, bekarların işsiz olma ihtimali evlilerden daha yüksek olsa da, bunun nedeni, evlilerin eksik istihdamın farklı biçimlerine daha fazla açık olmasından kaynaklı görünmektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı roller, evli kadınları eksik istihdama orantısız biçimde maruz bırakmakta, birçok evli kadını işgücü piyasasında kenara itmektedir.
Hane yapısının kadın ve erkeklerin işgücü katılımına etkileri hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, bir önceki yazıya bakınız: Having kids sets back women’s labour force participation more so than getting married.
COVID-19 küresel salgını sürerken, sağlık risklerine karşı korunma, okula gidemeyen çocuklara bakma, ev işlerini yürütme ve işle ilgili sorumluluklarını yerine getirme faaliyetlerini bir arada götürmeleri nedeniyle, ailelerin stress altında oldukları, yeni baskılar yaşadıkları apaçık görülüyor.
Uluslararası toplum, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nin bir parçası olarak, 2030 yılına kadar toplumsal cinsiyet eşitliğini büyük ölçüde gerçekleştirmeyi taahhüt etmiştir; ancak ailelerde toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan, toplumlarda ve ekonomilerde bu hedefe varmak mümkün değildir.
Bu bakımdan, ILO ve BM Kadın Birimi’nin yakın zaman önce yaptıkları bir çalışmaya göre, kadınların ve erkeklerin işgücüne katılım oranları, yaşadıkları hanenin yapısıyla yakından bağlantılıdır. Diğer bir deyişle çalışmaya göre; kadın işgücü katılım oranı, bir partner ve çocuklarla birlikte yaşayan kadınlarda, sadece partnerle yaşayan kadınlara göre daha düşüktür. Ancak, sadece partnerle yaşayan kadınların işgücü katılım oranı da, yalnız yaşayan kadınlardan daha düşüktür. Erkeklerde ise tam tersi bir örüntü gözlenmektedir.
Hane türüne göre işgücü göstergelerine ilişkin yeni veritabanına ek olarak, ILOSTAT da cinsiyet ve medeni duruma göre ayrıştırılmış birtakım göstergeler içermektedir; bu veriler, toplumsal cinsiyete dayalı sosyal normların kadın ve erkeklerin işgücü piyasasındaki durumunu nasıl biçimlendirdiğini daha derinden anlamamıza imkan tanımaktadır.
Evlilik, erkeklerin işgücü katılım oranını artırırken kadınlarınkini azaltıyor
ILOSTAT’ta, birçok işgücü göstergesi için medeni duruma göre ayrıştırılmış verilerin olması, bize, evliliğin işgücüne katılım üzerindeki toplumsal cinsiyete dayalı etkisini bir kere daha görme imkanı veriyor.Genel olarak erkeklerin işgücü katılım oranları kadınlardan daha yüksektir; ancak bu cinsiyet açığı, evli insanlar söz konusu olduğunda daha da büyüyor. Verilerin mevcut olduğu 107 ülkenin tümünde, esas çalışma çağındakilerin işgücüne katılım oranı, evli kadınlara oranla evli erkeklerde daha yüksektir. İşgücüne katılım oranındaki cinsiyet açığı, verisi mevcut olan ülkelerden biri hariç (Cook Adaları) tümünde, evliler arasında bekarlar arasında olduğundan daha fazladır.
Dahası, verinin mevcut olduğu ülkelerin tümünde, esas çalışma çağında olan erkeklerden evli olanlarının işgücüne katılım oranları bekar olan erkeklere göre daha yüksektir; öte yandan kadınlar için bu durum, veri mevcut olan ülkelerin yalnız %18’inde geçerlidir.
Evli insanların, özellikle evli kadınların, yeterli düzeyde istihdam edilmemesi veya cesaretlerinin kırılmış olması ihtimali daha yüksek
İşgücü katılım oranları, işgücüne katılan kişilerin payını (çalışıyor olan veya işsiz) göstermektedir. İşsiz olanlar ile çalışıyor olup da mevcut halinden daha uzun saatler çalışmak isteyenler arasında ayrım yapmamaktadır. Bu anlamda, işgücünün eksik kullanımı ölçümleri, oldukça aydınlatıcıdır.ILOSTAT’ın 103 ülkeye dayalı verilerine göre, bekarların işsiz olma ihtimali evlilerden daha yüksektir. Verilerin mevcut olduğu ülkelerin tümünde, esas çalışma çağında olanlardaki işsizlik oranı gösteriyor ki, bu oran bekar erkeklerde evli erkeklerinkinden daha yüksektir; ve ülkelerin %91’inde de, bu oran, bekar kadınlarda evli kadınlardan daha yüksektir.
Ancak, işsiz kaldıklarında, evli insanlar uygun bir iş bulmakta zorlanmakta ve daha uzun süre boyunca işsiz kalmaktadır. Uzun süreli işsizlik payı (bir yıl veya daha uzun işsizlik), verilerin mevcut olduğu ülkelerin %91’inde, evli kadınlarda bekar kadınlardan daha yüksek, %82’sinde ise bekar erkeklerde bekar erkeklerden daha yüksektir.
Bu bulgular şunu gösteriyor olabilir: Evli insanların daha düşük işsizlik oranlarına sahip olması, iş aramada cesaretlerinin kırılması veya kendilerini ev içi faaliyetlere adaması nedeniyle olabilir. Veriler bu durumun özellikle kadınlar için geçerli olduğunu göstermektedir.
Aslında, esas çalışma çağında olan cesareti kırılmış iş arayan kadınların oranı (işte çalışmak isteyen ancak işgücü piyasasının durumuna ilişkin nedenlerle şu anda iş aramayan), verisi mevcut olan ülkelerin %84’ünde, evlilerde bekarlara göre daha fazladır.
Dahası, verisi mevcut olan ülkelerin %95’inde, esas çalışma çağındaki potansiyel işgücünde olan kadınların oranı (işgücünde yer almayan ancak işte çalışmak için müsait olanlar veya iş arayanlar), bekarlara göre evlilerde daha fazladır.
Ayrıca, çalışan kadınların, çalışan erkeklere göre daha kısa saatlerle çalışması muhtemeldir; süreyle ilgili eksik istihdamın toplumsal cinsiyete dayalı boyutu evli insanlar arasında daha büyüktür. Süreyle ilgili eksik istihdam, evlilere bakıldığında, verisi mevcut olan ülkelerin %76’sında esas çalışma çağındaki kadınlarda aynı çağdaki erkeklere göre daha yüksek; bekarlara bakıldığında ise anılan ülkelerin %64’ünde kadınlar için erkeklere göre daha yüksektir.
Kalıpyargısal toplumsal cinsiyet rolleri de kadın ve erkeklerin işgücü piyasası durumunda kaydadeğer bir rol oynamaktadır. Toplumsal cinsiyete dayalı sosyal normlarla ilişkili olarak, evlilik çok sıklıkla, işte çalışmak istediklerinde iş aramalarını önleyen veya ücretli işte kendi istedikleri süreden daha az çalışmak zorunda bırakan bir unsur olarak, kadınları işgücünün dışında tutmakta, onları eksik istihdamın farklı türlerine orantısız şekilde maruz bırakmaktadır.
Evli kadınlar sıklıkla katkıda bulunan aile işçisi olarak, evli erkekler ise kendi hesabına çalışan kişiler olarak çalışmaktadır
ILOSTAT verilerine göre, işçilerin medeni durumu aynı zamanda, sahip oldukları iş türünü de etkilemektedir.
Genel olarak, bekar kişilerin başkasının çalışanı olarak çalışma ihtimali evlilerden daha yüksektir; bu durum kadınlarda daha da barizdir.
Başkasının çalışanı olarak çalışanların oranı, verisi mevcut olan ülkelerin %97’sinde bekar kadınlarda evli kadınlardan daha fazladır, aynı ülkelerin %87’sinde ise bekar erkeklerde evli erkeklerden daha fazladır.
Farklı türlerde serbest çalışma işleri vardır; ve, toplumsal cinsiyet örüntüsünün, sahip olunan serbest çalışma işlerinin türü bakımından da etkisi olduğu görülmektedir. Genel olarak, evli erkeklerin kendi hesabına çalışanlar olması ihtimali, evli kadınlarınsa katkıda bulunan aile işçisi olarak çalışma ihtimali daha yüksektir.
Kendi hesabına çalışanlar olarak çalışan kişilerin oranı, verisi mevcut olan ülkelerin %85’inde evli kadınlarda bekar kadınlardan daha büyüktür; aynı ülkelerin %93’ünde ise evli erkeklerde bekar erkeklerden daha fazladır. Ayrıca, katkıda bulunan aile işçisi olarak çalışanların oranı, verisi mevcut olan ülkelerin %75’inde evli kadınlarda bekar kadınlardan daha fazladır; aynı ülkelerin yalnız %13’ünde ise evli erkeklerde bekar erkeklerden daha fazladır.
Bu bulgular, toplumsal cinsiyete dayalı sosyal normlar ve kalıpyargısal toplumsal cinsiyet rollerinin, başta ailenin temsil ettiği ekonomik birimlerde olmak üzere, ekonomik birimlerdeki iş dağılımında nasıl sürekli hale geldiğini göstermektedir.
Çalışanların medeni durumlarının, toplumsal cinsiyet örüntüsü ile belirgin bir ilişkisinin olmasına benzer bir şekilde, meslekleriyle de güçlü bir ilişkiye sahip olduğu görünmektedir. Veriler, erkekleri kariyer hedeflerinin peşinden gitmeye ve yüksek vasıflı pozisyonlara ulaşmaya yönlendirirken, kadınların kariyerlerinde genellikle tam tersi bir etki yaratmaktadır.
Verisi mevcut olan ülkelerin %90’ında, yönetimde olan kadın oranı (ki toplamda çok düşüktür), bekar insanlar arasında evlilere göre daha yüksektir. Benzer şekilde, verisi mevcut olan ülkelerin %82’sinde, profesyonel mesleklerdeki kadın oranı, bekar insanlar arasında, evlilere göre daha yüksektir. Bunun tersine, temel mesleklerdeki kadın oranı, verisi mevcut olan ülkelerin yalnız %39’unda, bekar insanlar arasında evlilere göre daha yüksektir.
Başlıca sonuçlar
Temel işgücü istatistiklerinin medeni duruma göre ayrıştırılması, aile yaşamının insanların işgücü piyasasındaki durumunu nasıl belirlediğine ışık tutmaktadır. Özellikle, evliliğin, insanların ekonomi ve kariyer bağlamındaki kararları üzerindeki toplumsal cinsiyete dayalı kalıcı etkilerini ortaya koymaktadır.Toplumsal cinsiyete dayalı sosyal normlar, evliliğin, erkekleri işgücüne katılmaya, kariyerinde ilerlemeye, yüksek vasıflı hedeflere ulaşmaya daha fazla sevk ettiğini gösterirken, kadınların işgücü piyasası sonuçlarında ise bunun tersine etkiler yarattığını göstermektedir.
Ayrıca, bekarların işsiz olma ihtimali evlilerden daha yüksek olsa da, bunun nedeni, evlilerin eksik istihdamın farklı biçimlerine daha fazla açık olmasından kaynaklı görünmektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı roller, evli kadınları eksik istihdama orantısız biçimde maruz bırakmakta, birçok evli kadını işgücü piyasasında kenara itmektedir.
Hane yapısının kadın ve erkeklerin işgücü katılımına etkileri hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, bir önceki yazıya bakınız: Having kids sets back women’s labour force participation more so than getting married.