Yönetici özeti - Küresel ekonomide firma ve iş dinamiği ortamı sürekli oluşum halinde…
Firmalar açısından küresel ve bölgesel ortam 2008 yılından bu yana sürekli oluşum içindedir. Büyüme ve ticarette yavaşlayan hızın etkileri ile bunun sonucu olarak ortaya çıkan iş niceliği ve niteliğine ilişkin kaygılar pek çok ülkenin gündeminde üst sıralarda yer almaktadır. Diğer önemli eğilimler, bu arada özellikle teknolojik değişim ve yenilikler çalışma yaşamını yeni ve farklı yollardan şekillendirmekte, kriz sonrası ortamı daha karmaşık hale getirmektedir. Dünyada İstihdam ve Toplumsal Durum 2017 raporu bu çerçevede iş yaratılmasının sürükleyici gücü olarak firmaların bu gelişmelerden nasıl etkilendiğini ve nasıl tepki verdiğini incelemektedir. Rapor, özellikle söz konusu gelişmelerin firma performansı ve iş dinamikleri açısından sonuçlarını analiz etmekte, işletmeleri ve içlerinde bulundukları ortamı destekleyici politikaların daha çok ve daha iyi işler yaratılmasına nasıl yardımcı olabileceğini, böylece kapsayıcı ve sürdürülebilir büyümenin nasıl gerçekleşebileceğini ele almaktadır.
Bugün 201 milyonu aşkın çalışan işsiz durumdadır ve bu da 2016 yılına göre 3,4 milyon artış anlamına gelmektedir. Küresel işsizlik oranı yüzde 5,8’dir ve bu oranın kısa süre içinde düşmesi beklenmemektedir. Geçtiğimiz on yıllar içinde sağlanan belirli bir ilerlemeye rağmen bugün yükselen ve gelişmekte olan ülkelerde 780 milyon çalışan (her üç çalışandan hemen hemen biri) hala aşırı ya da orta düzey yoksulluk koşullarında yaşamaktadır. Çoğu yükselen ve gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere dünyada 1,4 milyarı aşkın kişi eğreti istihdam kapsamındadır. Bu tür istihdam kapsamında yer alan işçi sayısı her yıl yaklaşık 11 milyon artmaktadır. Söz konusu kesimin düzenli gelir getiren güvenceli işlere sahip olma ve sosyal korumadan yararlanma şansları daha az olduğundan bu durum önemli sorunları gündeme getirmektedir. Dolayısıyla dünya günümüzde bile önemli ölçülerde insana yakışır iş açıklarıyla karşı karşıyadır.
Özel sektördeki kayıtlı işletmeler insana yakışır işler yaratılmasında belirleyici role sahiptir. Bu yaklaşım Sürdürülebilir Kalkınma Gündeminde de yansımasını bulmaktadır. Gündem, yeni işler yaratılmasını, girişimciliği, mikro, küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin kayıtlı hale gelip büyümesini “insana yakışır iş ve büyüme” hedefinin (Hedef 8) gerçekleşmesinde merkezi bir yere koymaktadır.
2016 yılında özel sektör, toplam istihdamın yüzde 87’sini oluşturmak üzere 2,8 milyar kişi istihdam etmiştir. Bu rakam hem kayıt dışı hem kayıtlı sektörleri kapsamaktadır. Kayıt dışı sektör özellikle kimi yükselen ve gelişmekte olan ülkelerde çok sayıda işçi çalıştırırken kayıtlı sektördeki firmalar özel sektördeki ücretli ve maaşlı işgücünün yarısından fazlasını çalıştırır durumdadır.
Bu arada, büyük işletmeler küçük ve orta büyüklükteki işletmelere (KOBİ) göre kayıtlı özel sektör istihdamının başlıca kaynağını oluştururken KOBİ’lerin toplam istihdama katkısı son yıllarda artış göstermiştir. Firma büyüklüğüne göre istihdamla ilgili yeni tahminler kayıtlı sektördeki çalışan sayısının elde verisi bulunan 132 ülkede hemen hemen iki kat arttığını göstermektedir. KOBİ’lerin toplam istihdam içindeki payı da yüzde 31’den yüzde 35’e çıkmıştır. Bununla birlikte, bölgeler ve gelir grupları itibarıyla ortada büyük farklılıklar da vardır. Örneğin gelişmekte olan ülkelerde KOBİ’ler toplam istihdamda yüzde 52 paya sahipken bu oran yükselen ekonomilerde yüzde 34, gelişmiş ekonomilerde ise yüzde 41’dir. KOBİ’ler ve yeni kurulan firmalar aynı zamanda istihdamda sağlanan büyüme açısından daha dinamik durumdadır.
…ve krizin başlamasından bu yana pek çok firma, özellikle KOBİ’ler yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde gelişemeden ayakta kalma mücadelesi veriyor...
2009 yılındaki küresel ve finansal kriz öncesinde KOBİ’lerdeki ortalama istihdam artışı (yalnızca tam zamanlı kalıcı istihdam ele alınmıştır) 4,7 puan ile 3,3 puan olan büyük firmalardaki artışın hayli üzerindeydi. Ne var ki KOBİ’lerde tam zamanlı kalıcı istihdam artışı son yıllarda duraksamıştır. Benzer biçimde, genç firmalardaki tam zamanlı ve kalıcı istihdam da krizden bu yana zayıflamıştır. Kriz öncesi dönemde genç firmalarda istihdam artış hızı yerleşik firmalara göre ortalama 6,9 puan daha yüksekti; kriz sonrasında ise bu fark 5,5 puana inmiştir. Bu değişim genel iş ortamındaki gelişmeleri ortaya koymaktadır: büyük firmalarda istihdam yaratma zayıf kalırken yeni ve genç firmalarda işler öncekinden daha hızlı biçimde azalmaktadır.
Firma düzeyi istihdam dinamikleri gelişmişlik düzeyine göre de farklılık göstermektedir. Büyük firmalara göre KOBİ’lerin iş artışı sağlama kapasitesi kişi başına düşen gelirle birlikte artmaktadır. Gelişmekte olan ekonomilerde KOBİ’lerde iş yaratma hızı büyük firmalarla benzerlik göstermektedir. Buna karşılık yükselen ve gelişmiş ekonomilerde istihdamdaki büyüme büyük firmalara göre KOBİ’lerde daha fazladır (ancak büyük firmalara göre getiri gelişmiş ekonomilerle karşılaştırıldığında yükselen ülkelerde önemli ölçüde daha düşüktür). Bununu nedeni, gelişmekte olan ekonomilerdeki ve daha az olmak üzere yükselen ekonomilerdeki çok sayıda KOBİ’nin ihtiyaç sonucu girişimcilik yapan, büyüyüp genişlemekten çok ayakta kalmaya odaklanmış işletmeler olması olabilir.
…ancak bunlara ek olarak, firma düzeyi istihdamda son dönemde görülen değişiklikleri belirleyen ve işletmelerin büyümelerini sınırlandıran bir dizi yapısal konu gündemde.
Firmaların iş yaptıkları ortam (son dönemdeki devresel gelişmelerin ötesinde) firmaların büyümesi açısından önemli etkiler yaratır. Rapor, ülkeye özgü bir dizi etmenin, örneğin işgücü piyasası kurumlarının, tarihsel organizasyon örüntülerinin, ticarete ve küresel arz zincirlerine erişimin, pazar büyüklüğünün ve finansman imkânlarının firmaların büyümesini etkilediğini göstermektedir. Rapor ayrıca kimi durumlarda aynı etmenlerin, iş yaşamı, işçiler ve toplum açısından yaygın ve olumsuz sonuçları olabilen kayıt dışılığın sürmekte oluşuna da açıklık getirdiğine işaret etmektedir.
Çok sayıda firma ve dolayısıyla çok sayıda işçi kayıt dışı ekonomidedir. Bu nedenle raporda sunulan analiz kayıt dışılığın geniş bir alandaki etkilerini incelemektedir. Bunların arasında, örneğin, bir firmanın büyüme, zenginlik ve iş yaratma kapasitesi de yer almaktadır ki bu da işçilerin sosyal koruma imkânlarına erişimini etkilemektedir.
Burada, günümüzün sürekli değişen iş ortamında tek tek firmaların talepteki dalgalanmalara nasıl karşılık verileceği konusunda kararlar almaları gerekmektedir. İşe alma, eğitim kararları ve yenileşme çabaları firma performansı ve işgücü piyasası sonuçları üzerinde derin (ve kimi zaman ters tepen) etkiler yaratabilmektedir.
Birincisi, ticaret firmaların büyümelerine ve iş yaratmalarına yardımcı olabilir; bu da gerek firmalar gerekse çalışanlar açısından paylaşımla ilgili önemli sonuçlar verecektir…
Uluslararası ticaret firmalara rekabet güçlerini artırma, dış pazarlara ihracat yapma ve ithalat yoluyla üretim için en iyi girdileri temin etme fırsatları vererek istihdamda büyümeye katkıda bulunmaktadır. Ne var ki, ekonomik ve toplumsal nedenlerle küresel ticaret bir durgunluk dönemine girmiştir ve bunun da istihdam artışı üzerinde önemli etkileri olmaktadır. 2016 yılında işçilerin tahminen yüzde 37’si (167 milyon işçi) analiz kapsamındaki 132 ülkede faaliyet gösteren ihracatçı firmalarda çalışmaktaydı. Bu, ekonomik ve finansal kriz öncesindekine göre düşük bir sayıdır. Ticarette durgunluk baş gösterince ticaret bağlantılı istihdamda da benzer bir durum ortaya çıkmıştır.
Ancak, ticaretin verimlilik, işlerin niceliği ve niteliği açısından etkileri firmalar arasında önemli değişkenlikler göstermektedir. Bu da ticaretten sağlanan getirilerin her durumda kapsayıcı biçimde paylaşılmadığının işaretidir. Rapordaki bulgulara göre ihracatçı ve ithalatçı firmalar ticaretle uğraşmayan firmalara göre daha verimlidir ve bu firmalara göre daha yüksek ücretler ödemektedir. Bununla birlikte, ihracat ve ithalatın ek getirileri, ücret fazlalıklarının sırasıyla 13 ve 5 puan üzerindedir. Bunun gibi, firmalar arasında da önemli eşitsizlikler vardır. Örneğin küresel arz zincirlerine (KAZ) girdi temin eden ihracatçı firmalar diğer ihracatçı firmalara göre daha yüksek verimlilik düzeyindedir. Ancak burada da, verimlikteki fazlalık ücretlerdeki fazlalığın üzerindedir. İlginç olan husus, hem ihracatçı bir firma olup hem de nihai malların montajını yapan bir KAZ’da yer alınmasının geçici istihdamla ilişkisidir. Bu bulgular, ticaretin ve KAZ’ların herkese yararlı olmasını sağlama açısından paylaşım boyutlarının taşıdığı önemi teyit etmektedir.
Dahası, KAZ’ların yaygınlaşarak çalışma standartlarını düzene bağlayıp etkili biçimde yaşama geçirme açısından kurumsal kapasiteye sahip olmayan ülkeleri de kapsaması, işyerlerinde bu standartlara uyum konusunda sorunlar yaratmaktadır. Bu durum karşısında, KAZ’ların eşgüdümünde temel aktörler konumunda olan çok sayıda çok uluslu şirket kendi gönüllü girişimleriyle arz zincirlerindeki çalışma standartlarına uyumun daha iyi izlenmesini sağlamaya çalışmaktadır. Bu olumlu yönde önemli bir adım olmakla birlikte rapor, firmaların sendikalaşma özgürlüğünün yaşama geçirilmesi konusunu sahiplenmelerinde sorunlar olduğuna işaret etmektedir.
…ikincisi, iş ortamı, özellikle finansman kaynaklarına erişim ve işgücü piyasası düzenlemeleri firmaların insan kaynakları ve finansal stratejileri üzerinde etkili olmaktadır…
Firmalar üretimde etkinlik ve değişen piyasa taleplerine yanıt verme açısından işgücü esnekliğine ihtiyaç duyarken bu tür bir esnekliği sağlamada firmalar ve işçiler açısından farklı sonuçlar verecek çeşitli yollar vardır. Rapora göre firmalar, iç işlevsel esnekliği (örneğin işçilerin eğitilmesi) tercih ederek işin kalitesinden ödün vermeden genel anlamda rekabet güçlerini artırabilirler. Esneklik ayrıca dış sayısal esneklikle de sağlanabilir (örneğin büyük ölçüde geçici işçilere dayanarak); ne var ki bunun kazanımları doğası gereği kısa dönemli olabilmekte, uzun dönemde ise firmalar ve işçiler açısından olumsuz sonuçlar verebilmektedir. Gerçekten de kimi durumlarda uzun dönemli negatif verimlilik artışları ortaya çıkabilmekte, bu da işletmeleri düşük ücret-düşük verimlilik döngüsüne hapsedebilmektedir. Analiz, gerektiği gibi tasarlanıp uygulandığında işgücü düzenlemelerinin işletmeleri iç esneklik arayışına özendirmede rol oynayabileceğini göstermektedir. Özellikle, belirli bir süre çalışacak olanlara kalıcı işçilerle eşit davranılması işletmeleri geçici istihdama daha az başvurmaya ve özellikle kalıcı işçilere daha fazla eğitim vermeye yöneltebilir ki bu da gerek işçiler gerekse firmalar için daha iyi sonuçları beraberinde getirecektir.
İşletme sermayesi için sağlam kaynaklar bulunmasının ve resmi dış finansman yoluyla yapılacak yatırımların olumlu anlamda güçlü etkileri olacaktır. Bu olumlu etkiler yalnızca işçilerin ücretleri açısından değil ayrıca artan işgücü verimliliği ve daha düşük birim işgücü maliyetleri şeklinde de ortaya çıkacaktır. Gelgelelim finans kaynaklarına erişim özellikle gelişmekte olan ekonomilerde işletmelerin önündeki önemli bir engel olarak durmaktadır. Sorunun bir kısmı birçok firmanın yüksek maliyetleri nedeniyle banka kredilerine başvurmamasıyla ilgilidir. Raporda yer alan bulguya göre finansal piyasalardaki kusurların daha az olduğu durumlarda KOBİ’ler ve yeni firmalar işletme sermayesi için banka kredilerini daha fazla kullanmaktadır. Dolayısıyla, daha fazla hesap verebilirlik, bilgilerde daha fazla saydamlık ve hukuka saygı, finansal açıdan sıkıntı içinde olan firmaların işletme sermayesi için resmi dış kaynaklara erişiminde önemli bir role sahiptir ve firmalar bu sayede yatırım yapabilmekte, büyüyebilmekte ve daha fazla insan çalıştırabilmektedir.
Önemli bir husus da, kurumların ve hukukun güçlendirilmesine yönelik önlemlerle firmaları kayıtlı konuma gelmeye özendirecek çabalara daha fazla ihtiyaç duyulmasıdır. ILO’nun 2015 sayılı Kayıt Dışılıktan Kayıtlı Ekonomiye Geçiş Tavsiye Kararı (No. 204) işçilerin ve işletmelerin kayıt dışılıktan kayıtlı ekonomiye geçişini kolaylaştıracak bir rehber sunmaktadır.
…ve üçüncüsü, yenilik, işletmelerin dönüşmesindeki başlıca harekete geçirici etkendir.
Yenilik, işletmelerin rekabet edebilirliğine ilişkin önemli bir başka kaynak olduğu gibi, istikrarlı büyüme ve gelişmenin de başlıca harekete geçirici gücüdür. Ancak, yeniliğin iş mi yarattığı yoksa işleri yok mu ettiği ve işçilerin iş kalitesi açısından yeniliklerden nasıl etkilendiği konusunda farklı görüşler vardır. Yeni teknolojiler üretim araçlarını bozucu etkiler yaratma riskini de beraberinde getirdiğinden bu tartışma son dönemde daha da yoğunlaşmıştır. Gerçekten son yıllarda yenilikçi olmayan düşük teknolojili firmalardaki işlerin artmayıp önemli ölçüde durgunlaştığı gözlenmiştir. Bu da imalat sanayiindeki düşük vasıflı işçiler söz konusu olduğunda iş kayıp riskinin yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca, yüksek ve düşük vasıf gerektiren sektörleri etkileyebilecek son teknolojik değişikliklerin hızı ve yaygınlaşması bu kaygıları daha da artırmıştır.
Yeniliğin kaynakları söz konusu olduğunda rapor, ARGE’ye verilen önemin başarılı yenileşme açısından önemli bir belirleyici olduğuna işaret ederken diğer kaynakların oynadığı rol de unutulmamalıdır. Bunların arasında kamu finansmanı, dışardan teknoloji edinimi ve iş üstünde eğitim yer almaktadır. Genel olarak bakıldığında yenilik işgücü piyasasında daha iyi sonuçlar getirmektedir: Yenilikçi firmalar daha verimlidir, daha fazla iş yaratır, daha vasıflı işçi kullanır; dolayısıyla bu firmalar daha eğitimli işçi kullanıp daha fazla eğitim verir ve daha fazla sayıda kadını işe alır. Ancak kimi durumlarda yenilik geçici işçilerin daha yoğun biçimde kullanılmasına yol açmıştır ve farklı yenilik türleri (ürünler, süreçler, pazarlama ve organizasyon açısından) farklılaşan sonuçlar verebilmektedir. Örneğin ürün ve süreç yenilikleri gerçekleştiren firmaların geçici sözleşmeyle işçi alma olasılıkları daha fazlayken pazarlama ve organizasyon alanlarında yenilik yapanlarda daha fazla kadın işçi çalıştırma eğilimi görülmektedir.
Dolayısıyla hem yeniliği özendirmek hem de işçileri (ve firmaları) değişen iş ortamına gerektiği gibi hazır kılmak açısından yeterli eğitim, öğretim ve sosyal koruma politikalarına gerek vardır. Başka bir deyişle sosyal ortaklar ve diğer taraflar gelecekte aranacak iş ve beceri türlerine ilişkin tartışmalarda yer almalıdır. Ayrıca, eldeki bulgular sosyal koruma açısından tüm işçilere eşit davranılmasının önemini bir kez daha teyit etmektedir. Nihayet, kamu finansmanının ve firmalarda yenileşme için kamu kaynaklarıyla araştırmalar yapılmasının önemi kamu kurumlarının yeniliği yaygınlaştırmada oynayabilecekleri role işaret etmektedir.
Geleceğe bakarsak, sürdürülebilir işletmeler kapsayıcı büyümenin merkezinde yer alır.
Günümüzde geçerli iş ortamının bir özelliği olarak sistemik engelleri ele alan kapsamlı bir yaklaşım, herkesin kazançlı çıkacağı bir şekilde kendilerini nasıl örgütleyecekleri konusunda firmalara yardımcı olabilir. Burada kastedilen, gerek firmalar gerek işçiler açısından koşulları iyileştirecek yollardır. Böyle bir yaklaşım sürdürülebilir işletmelerin daha da gelişmesini sağlayacak, bu da kapsayıcı büyüme ve insana yakışın iş sonuçlarını beraberinde getirecektir.
Bugün 201 milyonu aşkın çalışan işsiz durumdadır ve bu da 2016 yılına göre 3,4 milyon artış anlamına gelmektedir. Küresel işsizlik oranı yüzde 5,8’dir ve bu oranın kısa süre içinde düşmesi beklenmemektedir. Geçtiğimiz on yıllar içinde sağlanan belirli bir ilerlemeye rağmen bugün yükselen ve gelişmekte olan ülkelerde 780 milyon çalışan (her üç çalışandan hemen hemen biri) hala aşırı ya da orta düzey yoksulluk koşullarında yaşamaktadır. Çoğu yükselen ve gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere dünyada 1,4 milyarı aşkın kişi eğreti istihdam kapsamındadır. Bu tür istihdam kapsamında yer alan işçi sayısı her yıl yaklaşık 11 milyon artmaktadır. Söz konusu kesimin düzenli gelir getiren güvenceli işlere sahip olma ve sosyal korumadan yararlanma şansları daha az olduğundan bu durum önemli sorunları gündeme getirmektedir. Dolayısıyla dünya günümüzde bile önemli ölçülerde insana yakışır iş açıklarıyla karşı karşıyadır.
Özel sektördeki kayıtlı işletmeler insana yakışır işler yaratılmasında belirleyici role sahiptir. Bu yaklaşım Sürdürülebilir Kalkınma Gündeminde de yansımasını bulmaktadır. Gündem, yeni işler yaratılmasını, girişimciliği, mikro, küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin kayıtlı hale gelip büyümesini “insana yakışır iş ve büyüme” hedefinin (Hedef 8) gerçekleşmesinde merkezi bir yere koymaktadır.
2016 yılında özel sektör, toplam istihdamın yüzde 87’sini oluşturmak üzere 2,8 milyar kişi istihdam etmiştir. Bu rakam hem kayıt dışı hem kayıtlı sektörleri kapsamaktadır. Kayıt dışı sektör özellikle kimi yükselen ve gelişmekte olan ülkelerde çok sayıda işçi çalıştırırken kayıtlı sektördeki firmalar özel sektördeki ücretli ve maaşlı işgücünün yarısından fazlasını çalıştırır durumdadır.
Bu arada, büyük işletmeler küçük ve orta büyüklükteki işletmelere (KOBİ) göre kayıtlı özel sektör istihdamının başlıca kaynağını oluştururken KOBİ’lerin toplam istihdama katkısı son yıllarda artış göstermiştir. Firma büyüklüğüne göre istihdamla ilgili yeni tahminler kayıtlı sektördeki çalışan sayısının elde verisi bulunan 132 ülkede hemen hemen iki kat arttığını göstermektedir. KOBİ’lerin toplam istihdam içindeki payı da yüzde 31’den yüzde 35’e çıkmıştır. Bununla birlikte, bölgeler ve gelir grupları itibarıyla ortada büyük farklılıklar da vardır. Örneğin gelişmekte olan ülkelerde KOBİ’ler toplam istihdamda yüzde 52 paya sahipken bu oran yükselen ekonomilerde yüzde 34, gelişmiş ekonomilerde ise yüzde 41’dir. KOBİ’ler ve yeni kurulan firmalar aynı zamanda istihdamda sağlanan büyüme açısından daha dinamik durumdadır.
…ve krizin başlamasından bu yana pek çok firma, özellikle KOBİ’ler yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde gelişemeden ayakta kalma mücadelesi veriyor...
2009 yılındaki küresel ve finansal kriz öncesinde KOBİ’lerdeki ortalama istihdam artışı (yalnızca tam zamanlı kalıcı istihdam ele alınmıştır) 4,7 puan ile 3,3 puan olan büyük firmalardaki artışın hayli üzerindeydi. Ne var ki KOBİ’lerde tam zamanlı kalıcı istihdam artışı son yıllarda duraksamıştır. Benzer biçimde, genç firmalardaki tam zamanlı ve kalıcı istihdam da krizden bu yana zayıflamıştır. Kriz öncesi dönemde genç firmalarda istihdam artış hızı yerleşik firmalara göre ortalama 6,9 puan daha yüksekti; kriz sonrasında ise bu fark 5,5 puana inmiştir. Bu değişim genel iş ortamındaki gelişmeleri ortaya koymaktadır: büyük firmalarda istihdam yaratma zayıf kalırken yeni ve genç firmalarda işler öncekinden daha hızlı biçimde azalmaktadır.
Firma düzeyi istihdam dinamikleri gelişmişlik düzeyine göre de farklılık göstermektedir. Büyük firmalara göre KOBİ’lerin iş artışı sağlama kapasitesi kişi başına düşen gelirle birlikte artmaktadır. Gelişmekte olan ekonomilerde KOBİ’lerde iş yaratma hızı büyük firmalarla benzerlik göstermektedir. Buna karşılık yükselen ve gelişmiş ekonomilerde istihdamdaki büyüme büyük firmalara göre KOBİ’lerde daha fazladır (ancak büyük firmalara göre getiri gelişmiş ekonomilerle karşılaştırıldığında yükselen ülkelerde önemli ölçüde daha düşüktür). Bununu nedeni, gelişmekte olan ekonomilerdeki ve daha az olmak üzere yükselen ekonomilerdeki çok sayıda KOBİ’nin ihtiyaç sonucu girişimcilik yapan, büyüyüp genişlemekten çok ayakta kalmaya odaklanmış işletmeler olması olabilir.
…ancak bunlara ek olarak, firma düzeyi istihdamda son dönemde görülen değişiklikleri belirleyen ve işletmelerin büyümelerini sınırlandıran bir dizi yapısal konu gündemde.
Firmaların iş yaptıkları ortam (son dönemdeki devresel gelişmelerin ötesinde) firmaların büyümesi açısından önemli etkiler yaratır. Rapor, ülkeye özgü bir dizi etmenin, örneğin işgücü piyasası kurumlarının, tarihsel organizasyon örüntülerinin, ticarete ve küresel arz zincirlerine erişimin, pazar büyüklüğünün ve finansman imkânlarının firmaların büyümesini etkilediğini göstermektedir. Rapor ayrıca kimi durumlarda aynı etmenlerin, iş yaşamı, işçiler ve toplum açısından yaygın ve olumsuz sonuçları olabilen kayıt dışılığın sürmekte oluşuna da açıklık getirdiğine işaret etmektedir.
Çok sayıda firma ve dolayısıyla çok sayıda işçi kayıt dışı ekonomidedir. Bu nedenle raporda sunulan analiz kayıt dışılığın geniş bir alandaki etkilerini incelemektedir. Bunların arasında, örneğin, bir firmanın büyüme, zenginlik ve iş yaratma kapasitesi de yer almaktadır ki bu da işçilerin sosyal koruma imkânlarına erişimini etkilemektedir.
Burada, günümüzün sürekli değişen iş ortamında tek tek firmaların talepteki dalgalanmalara nasıl karşılık verileceği konusunda kararlar almaları gerekmektedir. İşe alma, eğitim kararları ve yenileşme çabaları firma performansı ve işgücü piyasası sonuçları üzerinde derin (ve kimi zaman ters tepen) etkiler yaratabilmektedir.
Birincisi, ticaret firmaların büyümelerine ve iş yaratmalarına yardımcı olabilir; bu da gerek firmalar gerekse çalışanlar açısından paylaşımla ilgili önemli sonuçlar verecektir…
Uluslararası ticaret firmalara rekabet güçlerini artırma, dış pazarlara ihracat yapma ve ithalat yoluyla üretim için en iyi girdileri temin etme fırsatları vererek istihdamda büyümeye katkıda bulunmaktadır. Ne var ki, ekonomik ve toplumsal nedenlerle küresel ticaret bir durgunluk dönemine girmiştir ve bunun da istihdam artışı üzerinde önemli etkileri olmaktadır. 2016 yılında işçilerin tahminen yüzde 37’si (167 milyon işçi) analiz kapsamındaki 132 ülkede faaliyet gösteren ihracatçı firmalarda çalışmaktaydı. Bu, ekonomik ve finansal kriz öncesindekine göre düşük bir sayıdır. Ticarette durgunluk baş gösterince ticaret bağlantılı istihdamda da benzer bir durum ortaya çıkmıştır.
Ancak, ticaretin verimlilik, işlerin niceliği ve niteliği açısından etkileri firmalar arasında önemli değişkenlikler göstermektedir. Bu da ticaretten sağlanan getirilerin her durumda kapsayıcı biçimde paylaşılmadığının işaretidir. Rapordaki bulgulara göre ihracatçı ve ithalatçı firmalar ticaretle uğraşmayan firmalara göre daha verimlidir ve bu firmalara göre daha yüksek ücretler ödemektedir. Bununla birlikte, ihracat ve ithalatın ek getirileri, ücret fazlalıklarının sırasıyla 13 ve 5 puan üzerindedir. Bunun gibi, firmalar arasında da önemli eşitsizlikler vardır. Örneğin küresel arz zincirlerine (KAZ) girdi temin eden ihracatçı firmalar diğer ihracatçı firmalara göre daha yüksek verimlilik düzeyindedir. Ancak burada da, verimlikteki fazlalık ücretlerdeki fazlalığın üzerindedir. İlginç olan husus, hem ihracatçı bir firma olup hem de nihai malların montajını yapan bir KAZ’da yer alınmasının geçici istihdamla ilişkisidir. Bu bulgular, ticaretin ve KAZ’ların herkese yararlı olmasını sağlama açısından paylaşım boyutlarının taşıdığı önemi teyit etmektedir.
Dahası, KAZ’ların yaygınlaşarak çalışma standartlarını düzene bağlayıp etkili biçimde yaşama geçirme açısından kurumsal kapasiteye sahip olmayan ülkeleri de kapsaması, işyerlerinde bu standartlara uyum konusunda sorunlar yaratmaktadır. Bu durum karşısında, KAZ’ların eşgüdümünde temel aktörler konumunda olan çok sayıda çok uluslu şirket kendi gönüllü girişimleriyle arz zincirlerindeki çalışma standartlarına uyumun daha iyi izlenmesini sağlamaya çalışmaktadır. Bu olumlu yönde önemli bir adım olmakla birlikte rapor, firmaların sendikalaşma özgürlüğünün yaşama geçirilmesi konusunu sahiplenmelerinde sorunlar olduğuna işaret etmektedir.
…ikincisi, iş ortamı, özellikle finansman kaynaklarına erişim ve işgücü piyasası düzenlemeleri firmaların insan kaynakları ve finansal stratejileri üzerinde etkili olmaktadır…
Firmalar üretimde etkinlik ve değişen piyasa taleplerine yanıt verme açısından işgücü esnekliğine ihtiyaç duyarken bu tür bir esnekliği sağlamada firmalar ve işçiler açısından farklı sonuçlar verecek çeşitli yollar vardır. Rapora göre firmalar, iç işlevsel esnekliği (örneğin işçilerin eğitilmesi) tercih ederek işin kalitesinden ödün vermeden genel anlamda rekabet güçlerini artırabilirler. Esneklik ayrıca dış sayısal esneklikle de sağlanabilir (örneğin büyük ölçüde geçici işçilere dayanarak); ne var ki bunun kazanımları doğası gereği kısa dönemli olabilmekte, uzun dönemde ise firmalar ve işçiler açısından olumsuz sonuçlar verebilmektedir. Gerçekten de kimi durumlarda uzun dönemli negatif verimlilik artışları ortaya çıkabilmekte, bu da işletmeleri düşük ücret-düşük verimlilik döngüsüne hapsedebilmektedir. Analiz, gerektiği gibi tasarlanıp uygulandığında işgücü düzenlemelerinin işletmeleri iç esneklik arayışına özendirmede rol oynayabileceğini göstermektedir. Özellikle, belirli bir süre çalışacak olanlara kalıcı işçilerle eşit davranılması işletmeleri geçici istihdama daha az başvurmaya ve özellikle kalıcı işçilere daha fazla eğitim vermeye yöneltebilir ki bu da gerek işçiler gerekse firmalar için daha iyi sonuçları beraberinde getirecektir.
İşletme sermayesi için sağlam kaynaklar bulunmasının ve resmi dış finansman yoluyla yapılacak yatırımların olumlu anlamda güçlü etkileri olacaktır. Bu olumlu etkiler yalnızca işçilerin ücretleri açısından değil ayrıca artan işgücü verimliliği ve daha düşük birim işgücü maliyetleri şeklinde de ortaya çıkacaktır. Gelgelelim finans kaynaklarına erişim özellikle gelişmekte olan ekonomilerde işletmelerin önündeki önemli bir engel olarak durmaktadır. Sorunun bir kısmı birçok firmanın yüksek maliyetleri nedeniyle banka kredilerine başvurmamasıyla ilgilidir. Raporda yer alan bulguya göre finansal piyasalardaki kusurların daha az olduğu durumlarda KOBİ’ler ve yeni firmalar işletme sermayesi için banka kredilerini daha fazla kullanmaktadır. Dolayısıyla, daha fazla hesap verebilirlik, bilgilerde daha fazla saydamlık ve hukuka saygı, finansal açıdan sıkıntı içinde olan firmaların işletme sermayesi için resmi dış kaynaklara erişiminde önemli bir role sahiptir ve firmalar bu sayede yatırım yapabilmekte, büyüyebilmekte ve daha fazla insan çalıştırabilmektedir.
Önemli bir husus da, kurumların ve hukukun güçlendirilmesine yönelik önlemlerle firmaları kayıtlı konuma gelmeye özendirecek çabalara daha fazla ihtiyaç duyulmasıdır. ILO’nun 2015 sayılı Kayıt Dışılıktan Kayıtlı Ekonomiye Geçiş Tavsiye Kararı (No. 204) işçilerin ve işletmelerin kayıt dışılıktan kayıtlı ekonomiye geçişini kolaylaştıracak bir rehber sunmaktadır.
…ve üçüncüsü, yenilik, işletmelerin dönüşmesindeki başlıca harekete geçirici etkendir.
Yenilik, işletmelerin rekabet edebilirliğine ilişkin önemli bir başka kaynak olduğu gibi, istikrarlı büyüme ve gelişmenin de başlıca harekete geçirici gücüdür. Ancak, yeniliğin iş mi yarattığı yoksa işleri yok mu ettiği ve işçilerin iş kalitesi açısından yeniliklerden nasıl etkilendiği konusunda farklı görüşler vardır. Yeni teknolojiler üretim araçlarını bozucu etkiler yaratma riskini de beraberinde getirdiğinden bu tartışma son dönemde daha da yoğunlaşmıştır. Gerçekten son yıllarda yenilikçi olmayan düşük teknolojili firmalardaki işlerin artmayıp önemli ölçüde durgunlaştığı gözlenmiştir. Bu da imalat sanayiindeki düşük vasıflı işçiler söz konusu olduğunda iş kayıp riskinin yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca, yüksek ve düşük vasıf gerektiren sektörleri etkileyebilecek son teknolojik değişikliklerin hızı ve yaygınlaşması bu kaygıları daha da artırmıştır.
Yeniliğin kaynakları söz konusu olduğunda rapor, ARGE’ye verilen önemin başarılı yenileşme açısından önemli bir belirleyici olduğuna işaret ederken diğer kaynakların oynadığı rol de unutulmamalıdır. Bunların arasında kamu finansmanı, dışardan teknoloji edinimi ve iş üstünde eğitim yer almaktadır. Genel olarak bakıldığında yenilik işgücü piyasasında daha iyi sonuçlar getirmektedir: Yenilikçi firmalar daha verimlidir, daha fazla iş yaratır, daha vasıflı işçi kullanır; dolayısıyla bu firmalar daha eğitimli işçi kullanıp daha fazla eğitim verir ve daha fazla sayıda kadını işe alır. Ancak kimi durumlarda yenilik geçici işçilerin daha yoğun biçimde kullanılmasına yol açmıştır ve farklı yenilik türleri (ürünler, süreçler, pazarlama ve organizasyon açısından) farklılaşan sonuçlar verebilmektedir. Örneğin ürün ve süreç yenilikleri gerçekleştiren firmaların geçici sözleşmeyle işçi alma olasılıkları daha fazlayken pazarlama ve organizasyon alanlarında yenilik yapanlarda daha fazla kadın işçi çalıştırma eğilimi görülmektedir.
Dolayısıyla hem yeniliği özendirmek hem de işçileri (ve firmaları) değişen iş ortamına gerektiği gibi hazır kılmak açısından yeterli eğitim, öğretim ve sosyal koruma politikalarına gerek vardır. Başka bir deyişle sosyal ortaklar ve diğer taraflar gelecekte aranacak iş ve beceri türlerine ilişkin tartışmalarda yer almalıdır. Ayrıca, eldeki bulgular sosyal koruma açısından tüm işçilere eşit davranılmasının önemini bir kez daha teyit etmektedir. Nihayet, kamu finansmanının ve firmalarda yenileşme için kamu kaynaklarıyla araştırmalar yapılmasının önemi kamu kurumlarının yeniliği yaygınlaştırmada oynayabilecekleri role işaret etmektedir.
Geleceğe bakarsak, sürdürülebilir işletmeler kapsayıcı büyümenin merkezinde yer alır.
Günümüzde geçerli iş ortamının bir özelliği olarak sistemik engelleri ele alan kapsamlı bir yaklaşım, herkesin kazançlı çıkacağı bir şekilde kendilerini nasıl örgütleyecekleri konusunda firmalara yardımcı olabilir. Burada kastedilen, gerek firmalar gerek işçiler açısından koşulları iyileştirecek yollardır. Böyle bir yaklaşım sürdürülebilir işletmelerin daha da gelişmesini sağlayacak, bu da kapsayıcı büyüme ve insana yakışın iş sonuçlarını beraberinde getirecektir.